1. Hoş geldiniz, Akvaryum Portalı ailesine katılım için kendinizi hazır hissediyorsanız üye olun.
    Yardım sayfasından forum kullanım desteği alın.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığının bir makalesi

Başlığı 'Tuzlu Su Kimyası ve Ekipman Portalı' kategorisinde Fatih BARLAS tarafından 25 Ekim 2014 başlatılmıştır.

  1. Fatih BARLAS

    Fatih BARLAS

    Mesajlar:
    6.767
    Yer:
    Pendik
    İsim:
    Fatih BARLAS
    SU KİRLİLİĞİ

    Su Kaynağının Kimyasal, Fiziksel, Bakteriyolojik, Radyoaktif ve Ekolojik özelliklerinin olumsuz yönde değişmesi şeklinde gözlenen ve doğrudan veya dolaylı yönden biyolojik kaynaklarda, insan sağlığında, su ürünlerinde ve suyun diğer amaçlarla kullanılmasında engelleyici bozulmalar yaratacak madde ve enerji atıklarının boşaltılmasını ifade etmektedir.

    Su Kirliliğine yol açan başlıca kirleticiler aşağıdaki başlıklar halinde sıralanmaktadır.

    TUZLULUK
    Tüm inorganikler suda çözülmektedir. Yağışlarla veya çeşitli kaynaklarla yeryüzüne düşen sular; yüzey üstü, yer altı ve akarsulardaki akımları sırasında zeminde bulunan çok çeşitli tuzları bünyelerine alarak, bunları gittikleri ortama taşımaktadır. Sularda doğal olarak en sık rastlanan tuzlar kalsiyum, magnezyum ve sodyum bikarbonat, sülfat ve klorürleri’dir. Çeşitli tuzların sudaki çözünürlüğü önemli değişimler gösterir. Bazı tuzların sudaki doygunluk derişimleri oldukça düşüktür. Buna karşılık diğer bazı tuzlar (Örneğin NaCI ) suda olağanüstü yüksek çözünürlük göstermektedir. Evsel ve endüstriyel atık suların yüzeysel sulara deşarjı sonucunda bu sulardaki klorür (CI-), sülfat (SO4=), nitrat ( NO3-) ve fosfat (PO4 =) derişimleri yükselir. Söz konusu atık sular, alıcı ortamlara ayrıca diğer bazı toksit elementleri de taşımaktadır. Dolayısıyla suların tuzlar tarafından kirletilmesi, tuz içeriği fazla olan suların sulamada kullanılmasıyla yol açacağı problemler açısından birinci aşamayı oluşturmaktadır.


    ZEHİRLİ GAZLAR
    Sularda bulunan başlıca gazlar, H2, N2, CH2, O2, CO2, H2S, SO2 ve NH3’dır. Sularda çözünen gazların cinsi ve miktarı bölgelere, sıcaklığa, suyun doygunluk derecesine bağlı olarak değişmektedir. Örneğin endüstri bölgelerinde havadaki CO2 ve SO2 düzeylerindeki artışa bağlı olarak yağmur damlacıklarının ve su kaynaklarının konsantrasyonu da artmaktadır. Sularda çeşitli gazların doygunluk derecesi, sıcaklığın azalmasıyla birlikte artmaktadır. 18 0C’de 1 litre suda 554 g NH3 çözünmektedir. İçme suyunun NH3 içeriği ise 0.05 mg/1’den daha az olmalıdır. Diğer taraftan sazanlar 2 mg NH3/1’ye, alabalıklar ise 0.8 mg NH3/1’ye tahammül edebilirler. Hidrojen sülfür, suda çok iyi çözünen bir gaz olup, anaerobik koşullarda organik maddenin parçalanması sonucu oluşmaktadır. Kuvvetli bir solunum ve enzim zehiridir. pH’ daki artış ile birlikte zehir etkisi azalır. Balıklar için zehirlilik sınırı 1 mg/1 civarındadır. Kükürt dioksitin balıklar için zehirlilik sınırı 16 mg SO2/1 civarındadır. Suda ayrıca HCI varsa bu sınır 0.5 mg SO2/1’ye kadar düşer


    AZOT VE FOSFORUN YOL AÇTIĞI KİRLİLİK
    AZOT

    Yüzeysel sulara karışan azot yükleri temel olarak aşağıdaki kaynaklardan ileri gelmektedir.

    a. Doğal kaynaklardan
    b. Evsel kaynaklardan
    c. Endüstriyel kaynaklardan
    d. Tarımsal kaynaklardan

    Azot, canlıların yapısını oluşturan temel elementlerden biridir. Gerek canlı bünyesinde, gerek besin maddelerinde ve gerekse ölü organizmalarda bulunan azot, doğada azot döngüsü içerisinde sürekli dinamik bir haldedir. Evsel atıksular ülkemizde su ortamına çoğunlukla doğrudan karışmaktadır. Evsel atıksuya kişi başına 8-15 g/gün azot katkısı bulunmaktadır. Endüstriyel tesislerden de endüstri türüne bağlı olarak önemli miktarda azot, su ortamına verilebilmektedir. Azot yükü veren başlıca endüstri kuruluşları; gübre, nitroselüloz, gıda, deri,bira ve su endüstrileri ve mezbahalardır. Nitrat iyonları topraktan kolaylıkla yıkanarak suya geçmekte, böylece tarımsal drenaj suyu içerisinde önemli miktarda nitrat iyonu bulunmaktadır. Tarım yapılan arazilerden her yıl önemli düzeylerde azot, doğal su kaynaklarına karışmaktadır. Gübrelerin çevre kirliliğine etkileri bölümüne bu konuya ayrıntılı olarak yer verilmiştir. Azot bileşikleri su kirliliği açısından çeşitli etkilere sahiptir. Bunların başlıcaları; ötrofikasyon, oksijen bilançosunun etkilenmesi ve içme sularındaki toksik etkilerdir.

    a. Oksijen bilançosunun etkilenmesi: Sulara karışan organik azot ve diğer azot kaynaklarının, biyolojik süreçler ile nitrata dönüşmeleri esnasında önemli düzeylerde oksijen tüketmektedir. Örneğin 1 mg/1 amonyak azotu nitrata dönüştüğünde, 3.87 mg/1 oksijen tüketmektedir. (Samsunlu,1984).

    b. Ötrofikasyon: bu besin elementleri, bulundukları sularda birincil üretimi hızlandırmakta, böylece ötrofikasyona neden olmaktadır. Ötrofikasyon olayı, göl ve nehirlere bitki, hayvan ve mikroorganizma gelişmesinin çoğalmasıdır. Sürekli bir Ötrofikasyon olayı sonucu sularda oksijen noksanlığı ortaya çıkar. Böylece ortamda anaerobik mikroorganizmaların miktarı ve dolayısıyla toksit bileşikler fazlalaşır. Buna karşılık yağmur suyunda dahi belli konsantrasyonlarda azot olduğu düşünüldüğünde, ötrofikasyona temelde fosfor fazlalığının yol açtığı söylenebilir.

    c. İçme suyunun sağlıklı bir şekilde temini açısından özellikle azot bileşiklerinin önemi büyüktür.

    Yüzeysel sulardan temin edilen içme sularında amonyum konsantrasyonunun yüksel olması halinde birçok güçlükle karşılaşılmaktadır. İçme suyunun temini amacıyla kullanılacak olan yüzeysel sularda amonyum konsantrasyonun 0.2-1.5 mg/1 arasında olması istenmektedir.

    İçme sularında nitrat konsantrasyonları 4.5 mg/1 düzeyini aştığında sağlık problemleri çıkmaktadır. Yüksek NO3 konsantrasyonlarında, yetişkinlerde barsak, sindirim ve idrar sistemlerinde iltihaplanmalar görülmektedir. İçme sularındaki yüksek nitrat konsantrasyonları bebeklerde methaemoglobin hastalığına neden olmaktadır. Altı aydan küçük bebeklerde mide asitleri oluşturmaktadır.

    Ayrıca balıklar ve diğer su hayvanları için nitratın toksite sınırı 3-13 g/1, nitritin 20-30 mg/1’dir. Daha yüksek değerler balık ve diğer canlılarda olumsuz etkilere yol açmaktadır.

    Amonyak, keskin kokulu, renksiz bir gaz olup, suda yaşayan canlılar üzerinde zehir etkisi yapmaktadır. Amonyak çoğu sularda biyolojik aktif bir bileşiktir ve azot içeren organik maddenin biyolojik olarak ayrışması sonucu meydana gelmektedir. Suda çözündüğünde amonyağın bir kısmı su ile reaksiyona girer ve amonyum iyonları oluşur. Amonyum iyonu ise amonyak kadar toksik bir etkiye sahip değildir. (Train 1973)

    Sudaki serbest NH3, balıklarda merkezi sinir sistemi ile kan dolaşımını olumsuz yönde etkilemektedir. 0.2-2 mg/1 arasındaki NH3 konsantrasyonlarının balıklar için zararlı olduğu bildirilmiştir. (Samsunlu 1984)


    FOSFOR
    Sulu sistemlerde fosfor, bu sistemlerde mevcut olan çok yönlü ve karmaşık kimyasal dengelerin anahtar elemanlarından biridir. Sularda fosfor çeşitli fosfat türleri şeklinde bulunur ve gerek doğal su ortamlarında gerekse su ve atıksu arıtımında gerçekleşen çok sayıdaki reaksiyona girer. Fosfor nedeniyle ortaya çıkan su kirlenmesinin temel kaynağının %83’lük bir payla endüstri ve kanalizasyon atık suları olduğu bildirilmektedir. Kentsel kökenli kanalizasyon sularındaki fosfatların ise % 32-70’i deterjanlardan kaynaklanmaktadır. Bu verilere göre, tarım alanlarındaki yoğun yağışlardan sonra oluşan yüzey akışlarla fosfor taşınmasının, oransal olarak diğer kirletici kaynaklara göre çok daha az olduğu söylenebilir. Yüksek düzeydeki fosforun akarsu, göl ve denizlere ötrofikasyona yol açtığı bilinmektedir. Çeşitli kaynaklardan yüzey sularına ulaşan fosfatlar suyun oksijen bakımından zengin üst kısımlarında bulunan alg ve diğer yeşil bitkilerin aşırı miktarda ve suyun anaerobik karakterli üst kısmına çökelen alg ve diğer yeşil bitki artıklarında bir artış meydana gelmektedir. Ötrofikasyonun yanı sıra toprak erozyonu sonucunda baraj ve göletlere ulaşan aşırı düzeydeki fosfat, kompleksler halinde çökerek bu yapıların kullanma ömürlerinden daha önce dolmasına ve kullanılamaz hale gelmesine neden olmaktadır.

    Fosfor bileşikleri önemli bitki besin maddeleridir. Su canlılarına olan etkileri, ancak suda fazla miktarda bulunup pH değerini veya suyun tampon sistemini değişiklikle uğrattığı zaman göze çarpar. Temizlik malzemesinde (deterjan ve benzeri) bulunan polifosfatlar veya fosfor bileşikleri, suyun yüzey gerilimini değiştirecek (köpük teşekkülü) biyolojik olayları olumsuz yönde etkileyebilecektir.

    İçme sularında fosfor açısından bildirilen zararsız P konsantrasyonu 7 mg P2O5/1 (üst sınır) düzeydedir.


    AĞIR METALLER VE İZ ELEMENTLER

    Zehir etkisi gösteren maddeler, suda düşük konsantrasyonlarda bulunmaları durumunda bile insan sağlığına zarar hastalıklara ve hatta ölümlere yol açabilmektedir. Eser miktarda bile toksik etkisi yapabilen bu maddeler arasında en önemli grubu; Ag, As, Be, Cd, Cr, Pb, Mn, Hg, Ni, Se, V, Zn gibi elementler oluşturmaktadır. Söz konusu elementlerin çoğunluğu ağır metal grubuna girmektedir. Ağır metallerin önemli bir kirletici grubu oluşturdukları bilinmektedir. Bunların toksik ve kanserojen etkileri olduğu gibi, canlı organizmalarda birikme eğilimi de söz konusudur. Krom, Civa, kurşun, kadmiyum, mangan, kobalt, nikel, bakır ve çinko gibi metaller doğada genellikle sülfür, oksit, karbonat, ve silikat, mineralleri şeklinde bulunmaktadır. Bunların suda çözünürlükleri oldukça düşüktür. Atıksuyun içindeki bor, ağır metal ve benzeri toksik maddeler; yörenin iklim şartına ve toprak özelliklerine bağlı olarak toprakta birikebilir. Bitki tarafından alınabilir veya suda kalabilir. Sulama sularında izin verilebilir maksimum ağır metal ve toksik konsantrasyonları Başbakanlık Çevre Müsteşarlığı’nca tebliğ edilmiştir. Çok küçük miktarlarda bile genellikle kuvvetli zehir etkisine sahip olan ağır metaller, kirlenmiş sularda metal, katyon, tuz ve kısmen anyon şeklinde bulunurlar. Bunlar hem kirlenmiş suların kendiliğinden temizlenmesini engelleyebilir, hem de suların arıtılmış halde sulamada kullanılmasını ve arıtma çamurlarının gübre olarak kullanılmasını sınırlandırabilirler. Bor, sularda borik asit veya sodyum borat şeklinde bulunmaktadır. Boraksın taksite sınırı balıklar için 3-7 mg/1’dir. Suların kendiliğinden temizlenmesi için gerekli mikrobiyal aktivite 10 mg B/1 konsantrasyonu ile büyük ölçüde engellenmektedir. Sulama sırasında 0.5 mg B/1 den fazla konsantrasyonlar bazı bitki türlerine zararlı olabilir. Orta ve daha dayanıklı tür bitkiler, sulama suyundaki 1-4 mg/1 konsantrasyona dayanabilmektedir. Dren sularındaki bor derleri ise 0.7 mg/1’den fazla olmalıdır. Mangan ve demir, ağır metaller arasında en zehirsiz metaller sayılırlar. Katyon olarak manganın stabilite sınırı alabalık için 75 mg/1; sazanlar için 600 mg/1’dir. Litrede 0.5 demir veya mangan içeren içme suları, mürekkep tadını vermektedir.(veya mürekkep kokusu hissedilir) Demir de mangan gibi, tedrici olarak zehirsiz sayılmaktadır. Buna rağmen sulardaki yüksek demir konsantrasyonu mikrofloranın büyük ölçüde değişmesine neden olur. Demir oksit, demir hidroksit ve iki değerlikli demir bileşikleri fazla zararlı değildir. Çeşitli demir bileşikleri sert olmayan sularda pH’yı düşürmek suretiyle balıklara zehir etkisi yapmaktadır. Demir hidroksit balıkların solungaçlarını tıkayarak ölmelerine neden olur. 1 mg Fe/1 balıklar için zararlı bir konsantrasyondur. İçme sularında ise 0.5 mg 1 Fe/1, renk ve tat ile anlaşabilecek bir konsantrasyondur. Nikelin zararlılık sınırı balıklar için 1-5 mg/1, balkılara yem olan küçük su canlıları için 3-4 mg/1’dir. 6 mg Ni/1 sılarda mikrobiyolojik olayları inhibe edebilir. Krom, kirlenmiş sularda hem katyon, hem de anyon (kromat, bikromat veya kromik asit) olarak bulunabilir. Anyon formu katyon formundan daha etkilidir. Balıklar için toksite sınırı 28-80 mg Cr/1, içme suyunda ise 0.05 mg Cr/1’dir. Kirlenmiş sulardaki kurşun konsantrasyonu 0.1 mg/1’den az ise suda yaşayan canlılar bundan pek etkilenmezler. Hassas balıklar için 0.1-0.2 mg Pb/1 toksisite sınırını teşkil eder (sert sularda bu sınır 1 mg Pb/1’dir). İçme sularında en fazla 0.05 mg Pb/1 bulunmalıdır. Belirli konsantrasyonlarda çinko, sulardaki mikroflorayı olumsuz yönde etkilemektedir. Balıklar için toksite sınırı 0.3 mg/1’dir. Bakır ve nikel, çinkonun zehir etkisini artırır. İçme suyunda 5 mg/1 düzeyindeki çinko zararsız kabul edilmektedir. Bakır özellikle küçük canlılar için yüksek derecede zehirlidir. Hafif alkali sularda hidroksit, çürüyen organik madde içeren sularda sülfür şeklinde çökelir. Bakır, balıklar için kuvvetli bir zehirdir. Alabalıklar toksite sınırı 0.14 mg Cu/1’dir. Sert sularda zehir etkisi daha azdır. suda halde bulunan diğer tuzlar bakırın zehir etkisini azaltmaktır. 2.5 mg Cu/1 yüksek su bitkilerine zarar vermez. İçme sularında en fazla 0.05 mg Cu/1 bulunmalıdır. Civa ve bileşikleri hem endüstriyel kaynaklarından hem de tohumlarda kullanılan ilaçlardan sulara karışmaktadır. Civa mikrofloraya kuvvetli zehir etkisi yapar. 100 mg Hg/1 mikrobiyel aktivitenin durmasına neden olur. Balıklar için öldürücü konsantrasyonlar 0.25 mg Hg/1 (alabalık) ile 0.80 mg Hg/1 (sazan) arasında değişmektedir. Yapılan araştırmalar sonucu, su ürünlerinde civa birikim düzeyinin yükselmesi ile birlikte, akut ve kronik civa zehirlenme olaylarında da artışın söz konusu olacağı bildirilmiştir. Halen, ülkemizin kıyı kesimlerindeki civa konsantrasyonu balıkçılık yönünden risk kabul edilen 4000 ug/1 düzeyine ulaşmış değildir. Ancak özellikle civa ile ilgili endüstri kuruluşlarının bu konuda dikkatli davranması gerekmektedir.


    ZEHİRLİ ORGANİK BİLEŞİKLER
    SİYANÜRLER

    Siyanür ve bileşikleri çevresel ortamlarda doğal olarak bulunabildikleri gibi endüstriyel işlemlerde ara ürün olarak da ortaya çıkabilirler. Endüstriyel işlemler sonucu çevreye verilen siyanür bileşikleri; gaz, sıvı ve katı ortamda bulunanlar şeklinde sınıflandırılabilir. Siyanür ve bileşiklerinin sıvı halde bulunduğu başlıca endüstri alanları; petrol rafineleri, kok ve havagazı fabrikaları, maden işletmeleri, metal, tekstil, ilaç sanayi’ leri, plastik ve sentetik kauçuk imalathaneleridir. İnsanlar günlük besinlerle az da olsa bünyelerine siyanür almaktadır. Dolayısıyla insanlar tarafından vücuda alınan siyanürün belli konsantrasyonları aşmaması gerekmektedir. İçme suyunda en fazla 0.05 mg CN/1 bulunmalıdır. Siyanür, kanalizasyon ve doğal sulara deşarj edildiğinde konsantrasyonun zehir etkisi yapabilecek seviyenin altında tutulmasına özen gösterilmelidir. Genel olarak siyanürün balıklar için toksisite sınırı 0.03-0.25 mg CN/1 olarak verilmekte ise de bu düzey balık türü ve bileşik çeşidine bağlıdır. Örneğin tatlı su kefali için sodyum siyanat (NaCN)’ın maksimum limiti 75 ppm’dir. Buna karşılık alabalık için 0.05 ppm NaCN 124 saate, 1 ppm NaCN ise 20 saatte tamamen öldürücü olmaktadır. Siyanürün toksitesi, sıcaklıkla orantılı olarak yükselmekte, her 10 0C sıcaklık artışı ile birlikte öldürücü doz 2-3 kat artmaktadır. Ayrıca sudaki çözünmüş oksijen düşük seviyelerde bulunması da toksikliği arttıran önemli bir unsurdur.



    ÇED ten bir alıntıdır. Balık yetiştiriciliği ile alakalı güzel bir yazı. Bazı konularda bize biraz tüyolar içeriyor....
     
    goragor, nhtkmn, veysel ve diğer 2 kişi bunu beğendi.
  2. Fatih BARLAS

    Fatih BARLAS

    Mesajlar:
    6.767
    Yer:
    Pendik
    İsim:
    Fatih BARLAS
    Bu makale içme, alabalık sazan yetiştiriciliği ve sulama suyu için hazırlanmış, buradan tuzlu su için çıkaracaklarımız bellidir.
     
    veysel bunu beğendi.
  3. veysel

    veysel

    Mesajlar:
    14.701
    Yer:
    ankara (aydın)
    Eline sağlık kardeşim okuyorum şuan.
     
    Fatih BARLAS bunu beğendi.
  4. Erdal

    Erdal

    Mesajlar:
    4.027
    Bizim halkımız bundan birşey çıkartmaz Fatih. Tek tek altını çizmek gerekir. Bugün ki sohbeti ara sıra tekrarlamak lazım daha geniş daha spectrumlu zamanlarla ;)
     
    veysel ve Fatih BARLAS bunu beğendi.

Sayfayı Paylaş