1. Hoş geldiniz, Akvaryum Portalı ailesine katılım için kendinizi hazır hissediyorsanız üye olun.
    Yardım sayfasından forum kullanım desteği alın.

Bir Bilene Danış - Pir Sultan Abdal

Başlığı 'Hayata Dair Her şey' kategorisinde GKARE tarafından 15 Şubat 2012 başlatılmıştır.

  1. GKARE

    GKARE

    Mesajlar:
    394
    İsim:
    Gürel Göçer
    Ne güzel söylemiş. Özellikle merdane kelimesinin anlamını yeni öğrendim...
    Hasmın karıncaysa merdane takın
    Ummadık taş başa düşer mi düşer


    Bilene Danış

    Bilirim Bilirim Dersin Bilene Danış
    Danışan Dağları(Hey Dost) Aşar Mı Aşar
    Danışmadan Yola Çıksa Bir Kişi
    Akıbet Yolundan(Hey Dost) Şaşar Mı Şaşar

    Cahile Irak Ol Kamile Yakın
    Bir Mana Söyleyim(Hey Dost) Darılma Sakın
    Hasmın Karıncaysa Merdane Takın
    Ummadık Taş Başa (Hey Dost) Düşer Mi Düşer

    Pir Sultan Abdalım Böyle Mi Olur
    Kişi Ettiğini(Hey Dost) Elbette Bulur
    Yırtıcı Kuşların Ömrü Tez Olur
    Zararsız Akbaba(Hey Dost) Yaşar Mı Yaşar

    Pir Sultan Abdal

    Dostlar Muhabbeti Bilene Danis - YouTube
     
  2. YIKIKTEMO

    YIKIKTEMO

    Mesajlar:
    30.767
    Yer:
    İstanbul
    İsim:
    Temel Sert
    Cevap: Bir Bilene Danış - Pir Sultan Abdal

    Ellerine sağlık güzel sözler için. Akbaba ifadesi çok ilginç ve anlamlı bence. Ne demek istediğini biraz düşünmedim değil, malum Karadenizli olunca sanırım geç anladım veya anladığımı sanıyorum.

    Ne demek istiyor burada sizce?

     
  3. aSalet

    aSalet

    Mesajlar:
    56
    İsim:
    Gözde Koç
    Cevap: Bir Bilene Danış - Pir Sultan Abdal

    Bilinmez sular da…
    Bilmediğim bir derede balık avına soyundum.

    Paçaları sıvamıştım dizime kadar. Suyun debisi ve derinliği hakkında, tabanın kayalık mı, düz mü olduğu hakkında hiç bir bilgim yoktu. Hayatımda ilk kez bir balık avına çıkıyordum. Üstelik yanımda kılavuzum da yoktu. Oltanın nasıl yemleneceğini, hangi tür yemin takılacağını da bilmiyordum. Av mahalli de oturduğum mahalleme nerdeyse iki yüz kilometre kadardı. Önce birkaç köylü geldi yanıma. Buraların kendi köyleri olduğu ve yabancıların avlanmasının yasak olduğunu söylediler, iri yarı kişilerdi bunlar, korkunçtular ve korkutucuydular. Ellerinde sopalar birisinde de av tüfeği vardı.

    Dereden dışarı çıkmak için iki adım attım. Ayağım kaygan bir taşa takıldı. Sendeledim. Düştüm. Boğazıma kadar sulara gömüldüm. Köylüler kahkaha ile güldüler. Su beni sürükledi bir müddet. Dere kenarında bulunan köylüler kahkahalarını kestiler. İşin ciddiyetini anladılar. Birisi elindeki sopayı dereye uzattı. Zar-zor tutundum, çekti beni dere dışına. Bir kayanın üstüne oturdum. Zor nefes alıyordum. Bir müddet sonra köylülerden ikisi suya girerek beni dışarı taşıdılar. Güya özür dilediler. Giysilerimin bulunduğu yere kadar taşıdılar. Arabadan battaniyeyi çıkartarak sardılar. Biraz rahatladım.

    Yaklaşık on dakika kadar sonra, yavaş yavaş konuşmaya başladık.

    Derenin azgın olduğunu anlattılar, fakat Temmuz ayından itibaren suyunun azaldığını söylediler. Şükretmemi bildirdiler. Başka bir zaman olsaydı suyu zapt edemeyeceklerini ve suyun mutlaka götüreceğini anlattılar. Şanslı olduğumu hatırlattılar.

    Teşekkür ettim kendilerine. Arabada bulunan çay takımlarını çıkardım. Dereden aldığımız suyla çay demledim. Köylülerin küçüğü evelerine giderek bazlama, peynir getirdi. Birlikte kahvaltı yaptık. Bu arada da konuştuk havadan sudan…

    Köylülerden birisi:

    -“ Bekir emmi geliyor”. Dedi. O tarafa doğru baktık. Seksen yaşının üzerinde bir ihtiyar bize doğru geliyordu. Hafif bir aksama vardı ayağında ama dinçti. Elinde olta kamışı, küçük bir torba, diğer elinde daha büyük ve naylon bir torba vardı. Yaklaştı. Selam verdi. Buyur ettik. Oturdu.

    -“Nerelerden Emmi böyle, balıktan mı?”.

    -“Biraz erken çıktım, eh işte yiyecek kadar da yakaladım.” Dedi. “Haydi, bir ateş yakın, pişirelim.”

    -“Olur mu emmi, sen bunu ev ihtiyacı için yakaladın. Burada yemeyelim.” İhtiyar ısrar etti. “Dere ne için var sanırsınız, bir daha yakalarız, olmazsa yarın yakalarız, haydi çalı çırpı toplayın..”

    Biraz sonra toplanan çalılar, ocak yapılarak yakılmış, dere suyu ile balıklar temizlenmiş ve ocağa atılmıştı balıklar. İhtiyar derin bakışlarla süzüyordu beni. Arada sırada da, halinden, ahvalinden cümleler ediyordu. Sorularına:

    -“Kırları seviyorum, yürümeyi, koşmayı seviyorum. Dağlarda, tepelerde özellikle tek başına derin düşüncelere dalmayı seviyorum”. Dedim.

    -“Bulabiliyor musun bari”?

    -“Nerde… Nerde Emmi.”

    -“Sular, dereler tehlikeli ortamlardır evlat, memleketinden kilometrelerce uzaktasın şimdi. Bilemediğin mecralar buralar..”

    Pişen balıklardan birer aldık. Derenin, havanın, rüzgârın, serinliğin, köyün, tabiatın tüm lezzetleri aynı anda damaklarımızdan ruhumuza zerk ediliyordu. İlahi ortamda ilahi bilgi şırıngalaması başlamıştı. Uzaklardan köpek havlaması işitildi, köylülerden birisi “korkmayın, köyün köpeği, bir şey yapmaz” dedi. İhtiyar şunları söyledi bir anda tane, tane:

    -“Hakikat Bağı’nın kapısı sen isteyince açılır. İstemek aramakla mümkündür. Aramak yola çıkmakla mümkündür. Yola çıkmak, niyetle mümkündür. Niyet, abdestle mümkündür. Abdest, su ile mümkündür. Su, kaynakla mümkündür. Kaynak…”. Burada sessizliğe büründü ihtiyar. Çok derin ama çok derin bir nefes aldı. “Kaynak Sensin…” dedi.

    İsteyeceksin ve arayacaksın. Aramak içinde yola çıkacaksın. Bilinmez yollara. Zor yollara. Kılavuz olmadan çıkılamaz yollara. Bir bilen olacak danışacağın, senin elinden tutacak ve tehlikelere bulaştırmadan menzile ulaştıracak.-“Evlat,” dedi ihtiyar. “bilmediğin suya girme, bulanık sularda balık avına çıkma, bilemediğin coğrafyalarda mutlaka yanında bir kılavuzun olsun”.

    Hem balık hakkımı yemiştim, hem de hakkıma düşen bilgiyi almıştım.

    Bir müddet daha sohbetten sonra, akşama yakın, yolumuzun ırak olduğunu söyleyerek izin istedim. Teşekkür ettim hizmetlerine, memnuniyetimi bildirdim.

    Arabaya bindim. Yolda radyoyu açtım. Pir Sultan Abdal’dan bir deyiş okunuyordu.

    Ne kadar bilirsen hey dost bilene danışDanışan dağları aşar mı aşarDanışmadan yola düşse bir kişiYorulup yollarda şaşar mı şaşar …Altında bir tuğla olur mu kabulKonuş şehirli ile olasın ehilKonuşma cahil ile olursun cahilKişi itibardan düşer mi düşer …Uzak ol cahilden hey dost kâmile yakınSözümde mana yok darılma sakınHapsın karıncaysa merdane dakınUmmadığın daş başa düşer mi düşer …Abdal Pir Sultanım bu böylem olurHerkes ettiğini elbette bulurAlıcı kuşların ömrü az olurAkbaba zararsız yaşar mı yaşar..
     
  4. GKARE

    GKARE

    Mesajlar:
    394
    İsim:
    Gürel Göçer
    Cevap: Bir Bilene Danış - Pir Sultan Abdal

    Ben de karadenizliyim Temel Abi,
    Yırtıcı/alıcı kuşların ömrü tez olur (yırtıcı kuşların ömrü kısa olur),

    Zararsız (kimseye zararı dokunmayan, öldürmeyen, ölmüşü yiyen) akbaba yaşar mı yaşar...

    Belki de ben yanlış anlamışımdır? Ama o cümle beni de vurdu... Araştırmak lazım... Sen nasıl anladın abi?

    Orhan Baba, Ferdi Tayfur, bu kişiler gibi özlerinden beslenip yeni türlerle insanları eğitmesini yeni anlar ve arar oldum. İstanbul öyle bir yamyamlaştı ki O çok eleştirilen Orhan ve Ferdi Dinleyen Minibüsçüleri ve Taksicileri arar olduk.

    "Öksüzlüğümüz Köksüzlüğümüzden"

    Başkasına özenmeye gerek yok köklerimizde olumsuz anılardan çok hem de daha çok güzellik var. Çaba sarfedip çıkarmak lazım.
     
  5. GKARE

    GKARE

    Mesajlar:
    394
    İsim:
    Gürel Göçer
    Cevap: Bir Bilene Danış - Pir Sultan Abdal

    Kendimize biraz daha umutla bakabilmek için bir kaç örnek daha ilave etmek isterim...
    Umutsuzluğa kapılmayın bu topraklardan iyi insanlar da çıkar...
    Hatta ekseriyetle iyi insan çıkarır...

    Bilene Danış paralelinde;


    ” Bildiklerini unut. ” diyor DOST. ” Gel al eline bir silgi, şu yeni başlayan güne bilgilerini silmekle başla. ” ” Zanlarını, yargılarını, önyargılarını ve dahi bütün genellemelerini koy bir çuvala ve hepten terk et. Gıybet etme sakın,… bil ki dedikodu denilen şey mıknatıs gibi kötü enerji çeker. Kimsenin aleyhine konuşma, uzaktan atıp tutma, insanları kem dille yargılama, bil ki yanılırsın.

    Birini nekadar çok aşağılar yahut dışlarsan, onun durumuna düşme ihtimalin o kadar artar. Kainatın matemetiğidir. Bir koyar, bir alır insan. Bilmeden kendi hesabını dürer ” diyor DOST… ” Hiçbir konuda emin olma ” diyor DOST… ” Kendini ayrıcalıklı sayma. Konumuna ya da mevkine, ismine veya şöhretine güvenme. Şu hayatta tüm zahiri kisveler sabun köpüğünden ibarettir.

    Nazlı nazlı yükselir köpük, derken pat diye sönüverir. Herzaman başkalarından öğrenmeye açık ol. En iyi bildiğin konularda bile köşeli düşünme, büyük konuşma. Cümlenin sonuna nokta değil, ünlem değil, virgül yahut üç nokta koy. Açık bir kapı bırak daima. Ne kadar bilsen de hiçbirzaman yeterince bilemeyeceğini unutma. Tevazudan şaşma. Ancak ozaman kurtulabilirsin bilginin cehaletinden. ” diyor DOST…

    ( O DOST Tebrizli Şems )
     

Sayfayı Paylaş