1. Hoş geldiniz, Akvaryum Portalı ailesine katılım için kendinizi hazır hissediyorsanız üye olun.
    Yardım sayfasından forum kullanım desteği alın.

Hadi Biraz Dertleşelim.

Başlığı 'Hayata Dair Her şey' kategorisinde reis tarafından 10 Ekim 2010 başlatılmıştır.

  1. reis

    reis

    Mesajlar:
    6.008
    İsim:
    Olcay Aksu
    "Bir yıl sonrasını düşünüyorsan tohum ek
    On yıl sonrasını düşünüyorsan ağaç dik
    Yüz yıl sonrasını düşünüyorsan halkı eğit
    Bir defa tohum ekersen bir defa ürün alırsın
    Toplumu eğitirsen bu ürün çoğalır yüz kere
    Birisine bir balık versen doyar bir defa
    Balık tutmayı öğret doysun ömür boyunca"

    Kuantuzu

    Toplum olarak büyük bir bunalım içindeyiz. Kendi kendimizi, neslimizi, imtiyaz ve yüceliğimizi öldürdüğümüz bir zamana girdik. Şüphesiz bunda bir iki yüz yıldır bütün dünyayı saran inançsızlık ve başıboşluğun çok önemli bir rolü var. Kendi penceremizden son günlerde ülkemizde yaşanan şok edici gelişmelere bir bakalım.

    Annelerin evlatlarını, evlatların annelerini gözünü kırpmadan öldürdüğü; babaların yemek yemiyor diye küçücük çocuklarını duvara fırlatarak canına kıydığı; “kız meselesi”yüzünden arkadaşların birbirini bıçakladığı; “kötü bir söz sebebiyle” göz kırpmadan insanların birbirinin kanına girdiği bir dünyada yaşamaya çalışıyoruz.

    Neredeydik, nerelere geldik?
    Yaklaşık yüzyıl önce bu topraklarda yaşayan “İstanbul beyefendileri” birbirlerine nezaketle: “Önce siz buyrun!” demekten vapur seferlerini aksatırlardı. İnsanların birbirini hızır bildiği, herkesin birbirinin hak ve hukukuna saygı duyduğu, hürmet, muhabbet, asaletin bütün fertlerin asli kimliği halinde bulunduğu bir devir yaşandı bu topraklarda... Hem de yüzyıldan bile az bir süre önce!
    Ya şimdi!...

    İnsanlar, gündüzleri bile ellerini kollarını sallayarak dolaşmaya korkuyorlar. Hangi köşe başından, hangi sokak arasından kimin çıkacağı, ne yapacağı belli değil!

    Bu nasıl bir cinnet?..
    Bu noktaya nasıl geldik peki? Sadece parasızlık ve krizler mi? Esas kriz iç dünyalarımızda mı yoksa? Kalplerimiz, kafalarımız, ruhlarımız her geçen gün devalüasyona uğruyor, her dakika değer kaybediyoruz. Ahlakımız, irfan ve üstünlüklerimiz, dağların zirvesinden uçuruma yuvarlanan kayalar misali tangır tungur devriliyor da, kimsenin ruhu bile duymuyor.

    Bu gidiş nereye?...
    En basit sebepler, en büyük cinayetlere yol açabiliyor!... Bu bir cinnet mi bütün insanlığı kasıp kavuran?! Yoksa kapkara bir cehalet içinde mi boğuluyoruz? İnsanın değerini bilmiyoruz, kendimizin kıymetini bilmiyoruz.

    Kısacası, ne oluyoruz?
    Aile mefhumumuz çöktü; evliliklerin yerini beraber yaşamak aldı. Ailenin toplumların temel taşı olduğunu unutuyoruz. Günümüzde ailenin önemi azalmış da olsa iyi bir aile her bakımdan yine mutluluk kaynağı olmaya devam etmelidir. Bu husus üzerinde durup düşünmeye değer. Çocukları ile ilgilenmeyen, onların nerede olduğunu merak bile etmeyen, hatta kendi ifadeleriyle “daha özgür” olmaları için çalışan ebeveynler, gençlerin birinci düşmanıdır.

    Kendi elleriyle çocuklarını ateşin ortasına atıp bununla da övünen zavallı anne babalar var. Anne baba olmanın ne büyük nimet olduğunu bu nimetin de ne büyük sorumluluklar gerektirdiğini de bilmeliyiz. Manen madden sağlıklı bir nesil yetişmesi için anne annelik mesleğini (dünyanın en zor mesleğini), baba da babalık vazifesini severek yapmalıdır. Anne baba olarak çok dikkatli olup çocuklarımızın terbiyesi üzerinde titremeliyiz. Çocuklar anne baba elinde birer emanettir. Çocuklar saf ve temiz kalpleri ile birer cevherdir. Temiz toprak gibidirler. Toprağa ne ekilirse de onun meyvesi alınır. Çocuklar için zaten ailenin vazgeçilmezliği de tartışmasızdır.

    Aileden sonraki en önemli etken de sosyal çevredir. Çocuklarımız büyüdükçe sosyal çevreleri genişler. Değişik insanlarla tanışmaya başlarlar. Eğer aile yapısı sevgiye dayalı değilse sosyal çözülme başlar dolayısıyla da çocuk kendisine ailenin dışından bir model seçer. Bu da çocuğun gelişimini olumsuz yönde etkileyebilir. Böylelikle şunu bilmeliyiz ki, temel görevimiz çocuklarımıza sevgi ve şefkat sunmaktır.

    Yetmiş altıncı yaş gününde ihtiyar ilkokul öğretmenimi ziyarete gitmiştim. Karısı ile birlikte bahçedeydiler. Öğretmenim çimenleri suluyor, karısı da çiçek saksılarının toprağını değiştiriyordu. Beni gördükten sonra işlerine ara verdiler. Hava güneşliydi. Bahçedeki masanın etrafında oturmayı tercih ettik. Bir sohbete dalmışken, öğretmenimin bir komşusu gelip civardaki çocukların zaman zaman bu çimenlerin üzerinde top oynadıklarını haber verdi. “Bunlara sakın yüz vermeyin.” dedi. “Bu şartlar altında çimen yetiştiremezsiniz.” Öğretmenim ise şu güzel cevabı verdi: “Zararı yok efendim. Bence çocuk yetiştirmek, çimen yetiştirmekten daha önemli."

    Her şeyin başı sevgi...

    Bizler ya sevmeyi ya sevmeyi öğrenmek zorundayız. Sevgi boyutuna erişemeyen insanın bunalımlara mahkum olması kaçınılmazdır.

    Ne ekersek onu biçiyoruz...
     

Sayfayı Paylaş