1. Hoş geldiniz, Akvaryum Portalı ailesine katılım için kendinizi hazır hissediyorsanız üye olun.
    Yardım sayfasından forum kullanım desteği alın.

Türkiye Sularında Bulunan Bazı Yumuşakça (MOLLUSCA)Türleri

Başlığı 'Yerli Canlılar - Biyotop Marinler' kategorisinde DuncaN tarafından 20 Kasım 2008 başlatılmıştır.

  1. DuncaN

    DuncaN

    Mesajlar:
    211
    YUMUŞAKÇALAR (MOLLUSCA)
    Yumuşakçalar (Molusklar) son yıllarda su ürünleri ekonomimizde önem kazanmaya başlamıştır. Yurt içinde tüketilmemekle beraber, bunlara başta Japonya olmak üzere Fransa, İspanya ve diğer ülkelerden taze veya işlenmiş olarak talep gittikçe artmaktadır. Aynı şekilde, ilginç kabukları dolayısı ile de, özellikle kolleksiyoncular tarafından aranılan denizel formların başında gelmektedirler. Özellikle kabuklarının turistik eşya veya bir anı malzemesi olarak kullanılması, stoklar üzerinde hiç de yadsınamayacak hasarlar oluşturmaktadır.
    Denizlerimizde dikkat çeken ve ekonomik olarak değerlendirilen veya bu yönde potansiyele sahip yumuşakçalar üç sınıfta toplanırlar.
    Bunlar sırası ile:
    Placophora (Plaklı salyangozlar)
    Gastropoda (Karındanbacaklılar)
    Pelecypoda (Baltabacaklılar)
    Cephalopoda (Kafadanbacaklılar) dır.
    Yumuşakçalar deniz (pelajik ve bentik), tatlısu ve kara formlarını içerirler. Bu bölümde denizel formlar ele alınacaktır.
    Yumuşakçalarda gövde segmentlere ayrılmamış ve segment apandisleri bulunmaz. Gövde esas itibari ile üç ana bölümden oluşur. Bunlar, baş, karın ve ayak bölümleridir.
    Baş bölümü: Pelecypoda’da baş bölgesi belirgin değildir. Gastropod ve Sefalopodlarda ise baş, kolayca ayırt edilir. Bunlarda baş bölgesinde gözler, ağız, duyargalar(tentaküller) yer alır.
    Ayak bölümü: kaslardan yapılmıştır ve karın tarafında (Ventral) bulunur. Ayak, türlerin yaşam şartlarına göre, sürünme, yüzme veya bir yere yapışma görevi yapar. Ayak Kafadanbacaklılarda vantuzlu kollar şeklinde değişime uğramıştır.
    Ayağın üst yüzeyinde sert bir kapak (operculum) bulunur. Tehlike anında ayak kabuğun içersine çekilir ve operculum kabuğun ağzını sıkıca kapatır.
    Karın bölümü: iç organların yerleştiği bir vücut boşluğundan ve bu boşluğu saran bir manto(tegument) dan oluşur.
    Manto: karın bölümünde yer alan manto, içeri doğru kıvrılarak bir boşluk (manto boşluğu) oluşturur. Solungaçlar ve anüs bu boşlukta yer alırlar. Dışarıdan bu boşluğa alınan suyun içerdiği suda çözünmüş oksijen solunumu sağladığı gibi,boşluktan dışarı atılan su ise, dışkının boşaltılmasını sağlar. Yumuşakçalar genellikle yumurta ile çoğalırlar yani ovovivipar’dırlar. Yumurtadan çıkan veliger larvası, metamorfoz geçirerek yumuşakçayı oluşturur. Larvanın pelajik hayat sürecinde (planktonik dönem), su hareketleri ile taşınmaları,uzun mesafelerde yayılmalarını sağlamak açısından çok önemlidir.
    Özellikle midyeler gibi hayatlarının büyük bölümünde kendilerini bir yere yapıştırarak yaşayan türlerin biyotoplarını genişletebilmeleri bu şekilde mümkün olabilmektedir. Bazı türler ise, yumurtalarının gemiler ve benzer hareketli cisimlerin altına yapışmaları sonucu, çok uzak mesafelere taşınabilmektedirler.
    Bunlara örnek olarak sularımıza Çin denizinden bu şekilde taşınarak yerleşen ve alanını gittikçe genişleten Rapanaları gösterebiliriz.
    Aşağıdaki şekilde(Şekil:1) değişik Yumuşakça sınıflarına ait formların yapısal şekilleri gösterilmiştir
    [​IMG]
    Şekil:1. Değişik Yumuşakça tipleri.
    [​IMG]
    Placophora (Plaklı salyangozlar)
    Sırt taraflarında, birbirlerine bağlı 8 adet plak ile bağlı, ayak bölümü geniş bir sürünme platformu şeklinde canlılardır. Sert bir substrat üzerine, sıkıca yapışık halde bulunurlar.
    Besinlerini bitkisel kökenli canlılar (substratlar üzerindeki algler) oluştururlar.
    Tüm denizlerimizde bulunabilen bu formlar 0m ile oldukça fazla derinliklere kadar dağılım gösterirler.
    Plaklı salyangozlar
    Burada popüler iki tür örnek alınmıştır.
    [​IMG] [​IMG]
    Chiton olivaceus Lepidochitona cinerea

    Gastropodlar (Karından bacaklılar).
    Simetrik olmayan vücut organizasyonu ve genelde sırt tarafta yer alan gelişmiş veya gerilemiş spiral gelişimli kabukları ile tipiktirler.
    Sürünmeye yarayan ayakları düzlem şeklinde ve geniş bir taban oluşturacak şekilde gelişmiştir. Ağırlıkla dibe bağlı olarak yaşayan (bentik) canlılardır. Tüm denizlerimizde birçok form ile temsil edilirler.
    Şekil:2 de gastropodların genelleştirilmiş gövde yapıları gösterilmiştir. Bu şekilden de görüldüğü gibi, Karındanbacaklılarda bilateral (iki taraflı) simetri yoktur. Bunun sonucu kabuk (co) bir tek parçadan oluşur ve genellikle konik şekildedir. Kabuk bir eksen (columella) etrafında kıvrımlar oluşturur. Bu kıvrılmalar sonucunda, kabuk içi değişik sayıda odacıklara ayrılır.
    Koninin ucu (apex), genellikle sivridir. Buna karşılık kabuk kaidesi geniş, yuvarlak veya oval bir açıklıkla son bulur.
    Gastropodlarda baş bölgesi, çok belirgindir. En uçta yer alan ağzın (b) iki yanında, diplerinde gözlerin bulunduğu iki tentakül (t) uzanır. Bunlar duyarga vazifesi görürler.
    Alt tarafta hayvanın zeminde sürünmesine veya kendisini zemine yapıştırmasına yarayan geniş bir ayak (pe) bulunur. Bazı türlerde ayak kuvvetli bir vantuz olarak görev yapar.
    [​IMG]
    Şekil:2. Gastropod genel yapısı.
    Sindirim sistemi (mv) ve kalp (cr) sırt tarafta (dorsal) bulunur. İç organlar da kabuğun kıvrımlarına uymuşlardır. Dorsalde yer alan bir tegüment kıvrımı mantoyu (m) oluşturur ki, burada solungaçlar (br) ve anüs (a) yer alır. Manto boşluğu, dış ortam ile irtibattadır. Buradan giren su, solunumu sağladığı gibi, dışkının dışarı atılmasını da gerçekleştirir.
    Gastropodlarda Kabuk şekilleri:
    [​IMG]
    Şekil:3. Gastropodlarda genel kabuk şekilleri
    Şekil:4. de karındanbacaklıların genelleştirilmiş bir kabuk yapı şeması gösterilmiştir. Bu şekilden kabuk içersine çekilmiş bir gastropod’da operculum’un durumu görülmektedir.
    Operculum kapalı olduğu zaman dışarıda kalan kabuk içi bölümüne dış dudak denir ve son kıvrımın kenarını oluşturur. Gastropodların çoğunluğu kendilerini kuma veya çamur zemine gömerek yaşarlar. Bu nedenle çoğunda kabuk bir sifon uzantısı oluşturur.
    [​IMG]
    Şekil:4. genel kabuk şeması
    Şekil:5. de sifonlu bir gastropod kabuk yapısı gösterilmiştir. Bu uzantı sifonun zemin üzerine çıkmasını, böylece hayvanın solunumu ve dışkının dışarı atılmasını sağlar.
    [​IMG]
    Şekil:5. Sifon uzantısı
    Bazı formlarda ise, bu alış-veriş son kıvrımın alt tarafında bulunan bir delik (umbilicus) ile sağlanır.
    Türkiye su ürünleri ekonomisinde gastropodlar ancak son 5-6 yıldan beri önem kazanmışlardır.
    Aşağıdaki listede Türkiye sularında önem taşıyan türler belirtilmiştir:
    HALIOTIDAE
    Haliotis tuberculata (Linnaeus 1758)
    PATELLIDAE
    Patella depressa (Pennant, 1777)
    Patella vulgata (Linnaeus 1758)
    Patella coerulea (Linnaeus 1758)
    CERITHIOIDAE
    Turritella communis (Risso, 1926)
    Gourmya vulgata (Brugière, 1792)
    APORRHAIDAE
    Aporrhais pespelecani (Linnaeus 1758)
    Aporrhais serresianus (Michaud, 1828)
    OVULIDAE
    Zonaria pyrum (Gmelin, 1791)
    Lurida lurida (Linnaeus 1758)
    NATICIDAE
    Natica josephina (Risso, 1826)
    Natica millepunctata (Lamarck 1822)
    Natica hebraea (Martyn,1784)
    CASSIDIDAE
    Cassidaria echinophora (Linnaeus 1758)
    Cassis saburon (Bruguiere 1792)
    TONNOIDAE
    Tonna galea (Linnaeus 1758)
    Charonia lampas (Linnaeus 1758)
    MURICIDAE
    Murex trunculus (Linnaeus 1758)
    Murex brandaris (Linnaeus 1758)
    Rapana thomasiana (Crosse, 1861)
    HALIOTIDAE
    Kabuğun iç yüzeyim kulağı andırdığından bunlara “Denizkulağı” denmektedir. Kabuk yassı, kıvrımları alçak, kabuk ağzı çok geniştir. Kabuğun dış kenarına paralel olarak sıralanmış altı-yedi delik bulunur. Zemine kendisini sıkıca yapıştıran hayvan, tentaküllerini bu deliklerden dışarı uzatır.
    [​IMG]
    Haliotis tuberculata
    Kabuğun dış yüzeyinin rengi grimsi-kahverengidir ve bu fon üzerinde düzensiz açık renkte lekeler vardır. İç yüzey ise, parlak sedef renklidir.
    Türkiye sularında oldukça nadir rastlanan bu tür, Çanakkale boğazından İskenderun körfezine kadar olan alanda, genellikle taşlık kıyılarda taşlara yapışmış olarak yaşar ve alglerle beslenir.
    Kabuk boyutları, uzunluk: 85mm, genişlik 55mm ve yükseklik 16mm kadar olabilir.
    Bir delikates olarak su ürünleri piyasasında aranmakta ise de, sularımızda az bulunuşu ve iç piyasada alıcı bulamaması nedeni ile değerlendirilememektedir.
    Akdeniz bölgesinde çevresel etkenler başta olmak üzere, olumsuz şartlardan dolayı gün geçtikçe seyrelmeye başlamış bir türdür.
     
  2. DuncaN

    DuncaN

    Mesajlar:
    211
    Ynt: Türkiye Sularında Bulunan Bazı Yumuşakça (MOLLUSCA)Türleri

    PATELLIDAE
    Bu türler kayalık sahillerde dalgaların kırıldığı seviyede kendilerini taşlara vantuz gibi yapıştırarak ve algleri yiyerek yaşar.
    [​IMG]
    Denizde kayalara yapışmış Patella türleri (Şekil:6)
    Türkiye kıyılarında oldukça bol bulunan bu türler taze veya pişirilmiş ve dondurulmuş olarak tüketilirler. Ancak denizlerde yüzey sularının kirlenmesi tehlikesi karşısında gittikçe azalmakta ve/veya değerlerini yitirmektedirler.
    Kabuğun üçgen şeklindeki yapısı dolayısı ile bu türelere “Çin şapkası” adı verilmiştir. Türkiye sularında birbirine çok benzeyen üç türü bulunur.
    Bunlar:
    [​IMG]
    Patella depressor Patella vulgata Patella coerulea

    Kabuğun tepesinde yaralan apex’den kabarık ışınlar kenara doğru uzanırlar.
    P. depressa ve P. vulgata’da bu ışınlar 15er tanedir; buna karşın P. coerulea’da ise 40 adet kalın ışınların arasında 1-3 ince ışın yer alır.
    Türlerin boyutları:
    P. depressa: u: 30mm, g: 25mm, y: 10mm.
    P. vulgata : u: 50mm, g: 35mm, y: 30mm.
    P. coerulea: u: 42mm, g: 36mm, y: 14mm.


    CERITHIOIDAE
    [​IMG][​IMG]
    Turritella communis
    Gourmya vulgata
    Turritella communis’de Kabuk sivri ve kule şeklindedir. Çok sayıda dar geçişli spiraller içerir. Farklı kalınlıklarda 8-10 adet spiral bandına sahiptir. Kitin kapak kısmı dış taraftan fırça şeklinde, sert, kıl benzeri yapılar ile bezelidir. Kabuk rengi genellikle kırmızı-morumsu ve pembemsi renk üzerine kahverengi harelidir. Tüm yumuşak zeminlerde dağılım gösterir. Üremeleri sularımızda I.-XII. aylar arasında gerçekleşmektedir.
    Denizlerimizde bolca bulunan bu tür “ şeytan minaresi” olarak isimlendirilmektedir. Gourmya vulgata kalın kabuklu, geniş spiralli, kaba tüberküllü bir dış görünüş sergileyen bir formdur.Ağız kısmının üst tarafında derin bir üst kanala ve alt tarafta uzun ve derin, kenarları katlı bir alt kanala sahiptir. Keskin olmayan spiral dönüşlerinin araları 3 adet tüberküllü hat ile çevrilidir. Son dönüm 2-3 adet ufak tüberküllü bant içerir.Kırmızımsı-sarı renkli fon üzerine düzensiz radiar yalım ve lekeler ile bezelidir. Tüberküller,beyaz ve kahverengi renklidir. Ağız kısmı dış taraftan beyaz renkli,, iç tarafta kahverengidir. Tepe kısmı beyazdır. Sekonder sert zeminlerde, 10-15m. derinlikler arasında sıkça dağılım gösterir. Sularımızda üreme dönemi VI.-VII. Aylar arasındadır.
    T. communis: u: 45mm, g: 5mm, y: 5mm.
    G. vulgata: u: 45mm, g: 10mm, y: 10mm.
    devam edecek...
     
  3. DuncaN

    DuncaN

    Mesajlar:
    211
    Ynt: Türkiye Sularında Bulunan Bazı Yumuşakça (MOLLUSCA)Türleri

    APORRHAIDAE
    Kabuk şeklinden ötürü bu türlere “Pelikan ayağı” adı verilmiştir. Özel formu ile tipik olan bu gurubun Türkiye sularında birbirine benzeyen iki türü bulunmaktadır.
    [​IMG]
    Apphorais sp. Deniz zemininde(Şekil:7).
    [​IMG][​IMG]
    Apphorais pespelecani & Apphorais serresianus
    Kabuk çok sert ve kalın, rengi pembemsi sarıdır. Kabuğun kıvrımları üzerinde aşağıdan apex’e doğru gittikçe küçülen düzgün kabarcıklar sıralanmıştır.
    Kabuk ağzı kenarından pelikan ayağına benzeyen parmaksı uzantılar bulunur. Bunlar A. pespelecani’de dört, A. serresianus’da beş adettir.
    Her iki türde de uzunluk max. 5cm kadar olabilir.
    Bu iki tür de Marmara, Ege ve Akdeniz’de 75-100m ve daha derin sularda, tüm yumuşak ve sekonder sert zeminlerde, özellikle de çamur zeminde yaşar, Karadeniz’de yoktur. Çamur yüzeyindeki çok küçük organizmaları yiyerek geçinir. Üremesi yumurtlama ile gerçekleşir. Yumurtlama dönemi sularımızda VII.-VIII. aylar arasında gerçekleşir.
    Özellikle çoğu kez Trawl ağlarında bolca rastlanmakta, fakat yurt içinde tüketilmediğinden değerlendirilmemektedir.
    Esas avlama dreçlerle yapılabilir. Eti serçe olduğundan haşlanmış olarak yenmektedir.
    A. pespelecani: u: 50mm, g: 10mm, y:12mm.
    A. serresianus: u: 50mm, g: 8mm, y:10mm.
     
  4. DuncaN

    DuncaN

    Mesajlar:
    211
    Ynt: Türkiye Sularında Bulunan Bazı Yumuşakça (MOLLUSCA)Türleri

    OVULIDAE
    [​IMG][​IMG]
    Hat sanatında, yazılan sayfanın mührelenmesi amacı ile kullanıldıklarından “mühre” olarak adlandırılırlar.*) Z. pyrum’da kabuk sert ve sağlam, büyük ve armut şeklindedir. Kabuğun dış yüzü mükemmel bir parlaklıktadır. Ağız kenarı tam ortada boydan boya yer alır. Ağız kenarları dişlidir. Portakal renginde, belirgin kahverengi leke ve bantlarla bezelidir. Tüm yumuşak zeminlerde dağılım gösterirler. Akdeniz bölgesine özgü bir formdur. Batı Marmara Denizi'nden yukarılarda bulunmaz. Üreme dönemleri X.-XI. Aylar arasındadır.
    L. lurida oldukça iri kabuklu, uzun ve oval formludur. Kabuk dış yüzeyi pürüzsüz porselen görünümündedir. Ağız açıklığının üst tarafı oldukça aralıktır. Ağız açıklığı iki yanlı dişlerle bezelidir. Kahverengi-gri renk üzerine genellikle 2 adet açık renk bant ile bezelidir. Akdeniz’e has bir formdur. Yarı yumuşak zeminlerde dağılım gösterir. Üremeleri X.-XI. Aylar arasında gerçekleşir.
    Z. pyrum: u: 35mm, g: 20mm, y:15mm.
    L. lurida: u: 45mm, g: 25mm, y:20mm.
    *) Mühre : Kâğıtlar aharlandıktan sonra parlatma için kullanılan âletin adıdır. B azan kalemtıraş kabzasının'ucu da bu iş için kullanılmıştır. Kaymasını sağlamak için biraz sabun sürülür. Müzehhiblerin altını parlatmak için kullandıkları akike de mühre denilmiştir,
    Mühre çeşitleri:Böcek mühre : Deniz böceklerinin kabuğundan yapılmıştır. Cam mühre : Yuvarlak veya kalın camdan yapılmıştır.
    NATICIDAE
    Kabuk kalın ve genişliği yüksekliğinden fazladır.
    Türk sularında birbirine benzeyen, yalızca kabuk renk ve süsleri bakımından farklı üç Natica türü bulunmaktadır. Bunlar:
    [​IMG][​IMG][​IMG]
    Natica josephina Natica millepunctata Natica hebraea​

    N. josephina’da kabuk pürüzsüz, düz, sarımtırak kahverengidir. Çamur zeminlerde da dağılım gösterir. Üremeleri II.-VI. aylar arasında gerçekleşir.
    N. millepunctata’da kabuk hafifçe pürüzlüdür.Ağız sert ve siyah bir operkulum ile kapanır. Spiral geçişleri kesin bir kanalla bağlanır. Yeşilimsi zemin üzerinde koyu renkli ve çok sayıda küçük noktalar bulunur. Üremeleri II.-VI. aylar arasında gerçekleşir. Yumuşak zeminlerde, genellikle litoralde dağılım gösterir.
    N. hebraea’da renk Spiraller apex yönünde hızla ufalırlar. Çap 2. spiralden itibaren daralır. Beyaz-krem zemin üzerinde, sepya renkli lekeler şeklindedir.
    N. josephina: g: 36mm, y: 48mm kadardır.
    N. millepunctata: g: 30mm, y: 42mm kadardır.
    N. hebraea: g: 32mm, y: 44mm kadardır.
    CASSIDIDAE
    Kabuk kalın ve yüksekliği genişliğinden fazladır.
    Türk sularında birbirine benzeyen, yalızca kabuk form, renk ve süsleri bakımından farklı iki Cassididae türü bulunmaktadır. Genellikle hediyelik eşya olarak değerlendirildiklerinden dolayı, nadir bulunan bu tür tükenme tehlikesi altındadır.
    [​IMG][​IMG]
    Cassidaria echinophora Cassis saburon
    C. echinophora’da kabuk açık kahverengidir ve enlem boyunca tüberküllü yapılar mevcuttur. Ağzın altındaki kanal dar ve uzun şekillidir. Üremeleri V.-VI. aylar arasında gerçekleşir.
    Cassis saburon’da renk açık kahve-krem zemin üzerinde daha koyu renkli, düzenli lekeler bulunur. Ağzın altındaki kanal geniş ve kısa şekillidir. Ağız açıklığının dış kenarı katlı bir form gösterir. Kabuğun iç tarafı lekesiz süt beyaz renklidir.
    Bu iki tür de Marmara, Ege ve Akdeniz'de 30-100m. ve daha derin sularda, çamur zeminde yaşar, Karadeniz’de yoktur. Çamur yüzeyindeki çok küçük organizmaları yiyerek geçinir. Üremesi yumurtlama ile gerçekleşir.
    Özellikle Trawl ağlarında bolca rastlanmakta, kabuğu süs eşyası olarak satışa sunulmakta, fakat yurt içinde tüketilmediğinden değerlendirilmemektedir.
    Eti sert, haşlanmış olarak yenmektedir.
    C. echinophora: g: 100mm, y: 55mm
    Cassis saburon: g: 105mm, y: 62mm

    TONNIDAE
    Kabuk orta kalınlıkta, kırılgan ve yüksekliği neredeyse genişliğine eşittir.
    Sularımızda tek bir tür ile temsil edilirler.
    [​IMG]
    Tonna galea
    [​IMG]
    Charonia lampas
    Tonna galea’da Kabuk orta kalınlıkta, kırılgan ve yüksekliği neredeyse genişliğine eşittir, renk açık kahve-krem zemin üzerinde, tepeden alt tarafa doğru açılan tonlarda koyu kahverengi şeklindedir. Kabuk üzerindeki hatlar derin, yükselti kısımlarında tüberküller bulunur.
    Bu tür de, Marmara, Ege ve Akdeniz’de 30-100m ve daha derin sularda, çamur zeminde yaşar, Karadeniz’de yoktur. Çamur yüzeyindeki çok küçük organizmaları yiyerek geçinir. Üremesi yumurtlama ile gerçekleşir. Üreme dönemleri VIII.-X. Aylar arasındadır.
    Özellikle Trawl ağlarında bolca rastlanmakta, fakat yurt içinde tüketilmediğinden değerlendirilmemektedir.
    Eti serttir, haşlanmış olarak yenebilir.
    Charonia lampas belki de tipi balıkçıların haberleşmek için kullandıkları boruya benzediğinden “selsire” olarak adlandırılır. Yaklaşık 30cm. boyu ile sularımızdaki en büyük salyangozlardan birisidir. Kabuk oldukça sert, ağız kısmı oval şekillidir. Kabuğun üst kısımları sivrilerek devam eder. Ağzın dış kenarındaki dişler kahverengi lekelidir. İç taraftaki dişler ise beyaz renklidir. Besinlerini büyük çift kabuklular ve derisidikenliler oluşturur. Akdeniz’e has bir formdur.
    Her iki tür de Trawl ağları ile avlanmaktadır. Özellikle hediyelik eşya olarak kullanılmak üzere yapılan yoğun avcılığı sonucunda soyları tehlikeye girdiğinden, birçok ülkede koruma altına alınmışlardır.
    T. galea: g: 165mm, y: 142mm
    C. lampas: g: 300mm, y: 145mm
     
  5. DuncaN

    DuncaN

    Mesajlar:
    211
    Ynt: Türkiye Sularında Bulunan Bazı Yumuşakça (MOLLUSCA)Türleri

    MURICIDAE
    Kabuk kalın, üzeri dikensi yapılar ve/veya tüberküller ile kaplıdır. Kabuğun yüksekliği, genişliğinden daima fazladır. Bu tür balık avcılığında makbul bir yem olarak kullanılır ve “madya” olarak isimlendirilirler.
    Sularımızda üç tür ile temsil edilirler.
    [​IMG] [​IMG]
    Murex trunculus Murex brandaris

    M. trunculus’da kabuk açık krem rengidir ve enlemler boyunca dikenimsi/tüberküllü yapılar mevcuttur.
    M. brandaris’de renk koyu kahve-krem rengidir ve enlemler boyunca oldukça uzun dikenimsi çıkıntılar bulunur.
    Bu iki tür de Marmara, Ege ve Akdenizde 10-100m ve daha derin sularda, çamur ve eriştelik zeminde yaşar, Karadenizde yoktur. Çamur ve bitkilerin yüzeyindeki çok küçük organizmaları yiyerek geçinir. Üremesi yumurtlama ile gerçekleşir.
    Özellikle Trawl ağlarında bolca rastlanmakta, fakat yurt içinde tüketilmediğinden değerlendirilmemektedir. Akdeniz bölgesinde, olta ile balık avcılığında yem olarak kullanılmaktadır. Yurt dışında sanayisi olan bir üründür.
    Eti yumuşak, yurt dışında eti taze ve donmuş olarak değerlendirilmektedir.
    M. trunculus: g: 72mm, y: 38mm
    M. brandaris: g: 108mm, y: 48mm
    Rapana thomasiana
    Kabuk kalın ve çok serttir, üzeri yer yer tüberküller ile kaplıdır. Kabuğun yüksekliği, neredeyse genişiliğine yakındır.
    Saptanabildiği kadarı ile, ilk defa 1946/47 döneminde Karadenizde birden bire ortaya çıkıveren bu istilacı, günümüz balıkçılık endüstrisinde gerçek bir hakimiyet kurmuş olan "Deniz Salyangozu" dur.
    Varlığı ilk kez Karadeniz’in kuzey kıyılarında, Kafkasya'nın sahil şeridinde sapatanan ve boyu 20'cm kadar olabilen, bu iri kıyım deniz minaresi türü, içi kırmızımtırak turuncu, üst yüzeyi helezon şeklinde, uçtan kabuk ağzına kadar sıralanmış düzgün kabarcıklı, sarı, grimsi ya da, kahverengimsi renkte, kalın kabuklu bir yumuşakça türüdür.
    Büyük bir olasılıkla vatanı olan Çin denizinden :(Çin, Japonya, Filipin gibi Uzakdoğu ülkelerinden Rusya’ya, mal almak üzere gelen bir tankerin balast suyu veya her hangi bir geminin karinası altına yapışmış yumurta paketleri ile taşınmıştır.
    Rapana'lar Karadeniz’e geldikleri zamandan günümüze kadar Kafkasya'dan Batıya doğru binlerce deniz mili katederek Kırım (1949), Romanya (1955), Bulgaristan (1957) ve Boğaz’a (1960), Marmara'ya (1966) kadar ulaşmışlar ve sonunda Ege'ye (1969) kadar da sarkarak, Çaltıburnu dolaylarına kadar inmişlerdir. Rapana'ların diğer bir kolu da, Karadeniz’in dairesel akıntılarını izleyerek, Sinop- Giresun (1955) arasına ve buradan da tüm Doğu Karadeniz’e (1958) yayılmışlardır.
    Bu yayılışın içgüdüsel dürtüsü, beslenme gereksinimine dayanmaktadır. Rapanalar çok obur bir tür olarak, midye ve istiridyeleri, bunların tükendiği yerlerde de cik-cik diye bilinen kum midyelerini, büyük çapta sömürmüşlerdir. Rapanaların bu davranışları, tarihteki istilacıların "yok etme savaşı"na benzetebiliriz.
    Karadeniz’de ilk kez bulunduğu 1946 dan günümüze dek, büyük bir hızla üreyen ve yayılan bu türün esas bilimsel adı "Rapana thomasiana" = R. Venosa (Valenciennes, 1846) dır.
    Bu tür 1959'da Rapana bezoar (Linnaeus 1758) olarak tanımlanmışsa da, daha sonraki araştırmalarda bu tür konusunda farklı bulgular elde edilmiştir.
    Karadenizin kendine has ortam koşulları altında bu organizma, kısa sürede yeni bir tür olarak nitelendirilebilecek bazı değişimlere uğramış, özellikle boy'daki büyüme nedeni ile, ünlü Konkolojist F. Nordsieck tarafından 1969 da Karadenize has "Rapana pontica (Nordsieck, 1969) " (Pontus = Karadeniz) olarak adlandırılmıştır.
    Yapılan gözlemlere göre, Türkiye sularındaki Rapana'ların kabuk boyutları, populasyon ve bölgedeki besin materyali yoğunluğu ile çok yakından ilgilidir. İlk yıllarda Ordu-Fatsa- Giresun kıyı şeridinde rastlanan ve yöre halkınca "Kül tablası" olarak adlandırılan fertler, ortalama 10cm ve 14cm'lik azami boya ulaşırken, daha sonra bu yöredeki populasyon artışı ve besinin buna bağlı olarak göreceli azalması sonucunda boy, gittikçe küçülmüştür. Günümüzdeki populasyonların pek yoğun olmadığı Marmara'da boy 18-20cm'ye kadar varabilmektedir.
    [​IMG]
    Rapana thomasia​

    Pelecypoda ( Baltabacaklılar )
    Yumuşak bir et parçası şeklinde olan vücutları, aynı zamanda dış iskelet görevi gören ve iki parçadan (va) meydana gelen kalker bir kabuk ile örtülüdür (valva).
    Bu yumuşak vücut, esas itibarı ile, iç organlar kesesi, manto, solungaç lamelleri ve ayaktan meydana gelir. Başın olması gereken ön uçta; yaprak şeklinde iki çift-silli, ağız kolunun arasında, ağız açıklığı bulunur. Ağzın bulunduğu teorik baş bölgesi değil, manto loblarının serbest kenarlarıdır. İç organlar kesesi basit bir et parçası şeklindedir. Üst ve yan tarafları manto ile örtülüdür.
    Karın tarafında ayak bulunur. Bu tamamı ile yumuşak olan vücut, dış tarafta, tamamen veya hemen-hemen, ince veya kalın olan bir çift kalker kabuk içinde saklıdır.
    Her kabuğun tepe kısmında a çok spiral kıvrılmış konik veya düz bir tepe kısmı (Umbo) bulunur (Um).
    Vücut ile birlikte büyüyen kabuklar, manto lobları gibi, tüm yönlere doğru gelişirler. Büyüme, kabukların kenarlarına, manto lobları kenarları tarafından yeni kalker maddesi eklenmesi ile olur. Bu ekler periyodik olduğundan, bir periyottaki kabuk kenarları, daha sonra kabukların üzerlerinde konsentrik büyüme çizgileri halinde izler bırakır.
    Bir kabuğun iki parçası, üst tarafları üzerinde birbirleri ile menteşelidirler. Üzerlerinde çoğu kez çark dişlileri gibi birbirine geçen karşılıklı diş ve yuvalar bulunur (Kd).
    Bu kabukları kapayan organlar (Adductor), kasılabilen (kontraktil) kaslardır (ad). Bunlar bir uçları ile kabuklardan birinin iç yüzeyine, diğer ucu ile öteki kabuğun iç yüzeyine yapışık olan bu kaslar, kasıldıkları zaman iki kabuğu birbirlerine yaklaştırarak kabuğu kaparlar. Bu kasların gevşemeleri, otomatik bir şekilde, gergi yapıları (ligament) sayesinde kabuk açılır (Li).
    Sindirim sistemi (mv) ve kalp (cr) sırt tarafta (dorsal) bulunur. İç organlar da kabuğun kıvrımlarına uymuşlardır.
    Dorsalde yer alan bir tegüment kıvrımı mantoyu (m) oluşturur ki, burada solungaçlar (br) ve anüs (a) yer alır.
    Manto boşluğu, dış ortam ile irtibattadır. Buradan giren su, solunumu sağladığı gibi, dışkının dışarı atılmasını da gerçekleştirir.
    Dünyada, ülkelerin su ürünleri ekonomilerinde ciddi önem taşıyan balta bacaklılar, ancak son 10 yıldan beri Türkiye su ürünleri ekonomisinde önem kazanmışlardır.
    [​IMG]
    Şekil:1. Pelecypod genel yapısı​

    Şekil:2. de balta bacaklıların genelleştirilmiş bir kabuk yapı şeması gösterilmiştir. Bu şekilde kabuk içersinde yer alan Pelecypod durumu görülmektedir. Ligamentler ile umbo bölümünden birbirine bağlı olan kabuklar, adduktor kaslar yardımı ile, aralanıp- kapanabilmektedirler.
    [​IMG]
    Şekil:2. Genel kabuk şeması
    Pelecypodlarda kabuk şekilleri oldukça farklılık gösterir. Buna göre temelde iki parçalı ve birbirinin üzerine kapanan kabuk, bazı formlarda simetri gösterirken, bazı formlarda da asimetriktir. Ebatları da formları gibi çok büyük farklılıklar gösteren Pelecypodların bir kısmı sessil (bir yere bağlı) olarak yaşamlarını sürdürürken, bir kısmı da aktif yüzücüdürler. Büyük bir bölümü kum, çamur veya kum-çamur zeminlere gömülü olarak yaşamlarını sürdürürler. Şekil:3. de Pelecypodların genel kabuk şekilleri gösterilmiştir.
    [​IMG]
    Şekil:3. Pelecypodlarda genel kabuk şekilleri
    Pelecypodların birçoğu kendilerini kuma veya çamur zemine gömerek yaşarlar. Bu tip yaşayan türlerde, kabukta bir değişim olmaksızın, solunum ve boşaltım amaçlı olarak çeşitli şekil ve boylarda sifon oluşumu gözlenir.
    Şekil:4. de sifonlu bir Pelecypod şeması gösterilmiştir. Bu uzantı sifonun zemin üzerine çıkmasını, böylece hayvanın solunumu ve dışkının dışarı atılmasını sağlar. Hayvan kendini, balta bacağı ile, kuvvetli bir şekilde zemine çekebilir.
    [​IMG]
    Şekil:4. Sifon uzantısı (üstte silli ağızlı silindirik uzantılar)
    (alttaki uzantı ise baltabacaktır)
    Aşağıdaki listede Türkiye sularında önem taşıyan türler belirtilmiştir:
    MYTILINA
    Modiolus barbatus (Linnaeus, 1758)
    Mytilaster minimus (Poli,1795)
    Mytilus galloprovincialis (Lamarck, 1819)
    Mytilus edulis (Linnaeus, 1758)
    Lithopaga lithopaga (Linnaeus, 1758)
    ARCIDAE
    Arca noae (Linnaeus, 1758)
    Barbatia barbata (Linnaeus, 1758)
    Glycimeris glycimeris (Lamarck, 1819)
    PTERIDAE
    Pteria hirundo (Linnaeus, 1758)
    Pinna nobilis (Linnaeus, 1758)
    Pinna pectinata (Linnaeus, 1767)
    PECTINIDAE
    Aequipecten opercularis (Linnaeus, 1758)
    Pecten jacobaeus (Linnaeus, 1758)
    OSTREOIDAE
    Ostrea edulis (Linnaeus, 1758)
    CARDITIDAE
    Isocardia humana (Linnaeus, 1758)
    CARDIOIDAE
    Cardium edule (Linnaeus, 1758)
    Rudicardium tuberculatum (Linnaeus, 1758)
    VENERIDAE
    Venus verrucosa (Linnaeus, 1758)
    Venus ovata (Pennant,1777)
    Chamelea gallina (Linnaeus, 1758)
    Venerupis decussata (Linnaeus, 1758)
    DONACIDAE
    Donax trunculus (Linnaeus, 1758)
    SOLENOIDEA
    Solen marginatus Pulteney, 1799
    Ensis ensis (Linnaeus, 1758)
    Ensis minor (Chenu, 1843)
    PHOLADIDAE
    Pholas dactylus (Linnaeus, 1758)
    TEREDINIDAE
    Teredo navalis (Linnaeus, 1758)
    Teredo pedicellata Quatrefages, 1849
    Nototeredo utricula (Bartsch, 1917)
    Bankia carinata (Gray JE, 1827)
    MYTILINA
    Modiolus barbatus ucuna yakın konumdaki körelmiş menteşe bölümü ile tipiktir. Adduktor kası kabuğun tepe-yan tarafında yer alır. Kabuğun tepe kısmı, diğer taraflarına nazaran daha incelmiş bir şekildedir. Arka kısmı ise belirgin bir şekilde yükselmiştir.
    Periostrakumda belirgin ve kuvvetli, kabuk kenarına kadar uzanan fırça şeklinde kıllar bulunur. Dış yüzeyi koyu kahverengidir. Kabuğun iç tarafı gri-mavimsi, hafif parlak renktedir, konsantrik şekilde kırmızımsı lekeler bulunur. Kıyı kesimlerde, ikincil sert zeminlerde dağılım gösterir. Üremeleri Akdeniz sahillerinde VIII.- IX. aylar arasında gerçekleşir.
    Mytilaster minimus menteşe dişleri neredeyse kabuğun tam uç kısmında yer alırlar, ön ve arkasından bir ligament vasıtası ile bağlanırlar. Düzensiz konsantrik çizgilerle bezeli alt kabuk kenarı daha az eğimlidir. Koyu kahverengi, eklem yerinden aşağı bir hat boyunca açık çizgili renktedir. kabuğun iç tarafı mor, sedeflidir.
    Kıyıya yakın bölgelerde büyük guruplar halinde dağılım gösterir. üremeleri VII. ile X. Aylar arasında gerçekleşir.
    M. barbatus
    u: 40mm, g: 20mm, y:10mm.
    M. minimus
    u: 15mm, g: 7mm, y:3.5mm.
    [​IMG]
    [​IMG]
    Modiolus barbatus Mytilaster minimus
    Devam edicek
     
  6. DuncaN

    DuncaN

    Mesajlar:
    211
    Ynt: Türkiye Sularında Bulunan Bazı Yumuşakça (MOLLUSCA)Türleri

    Mytilus galloprovincialis
    Büyük banklar oluşturarak guruplaşarak dağılım gösterirler. Sularımızda üremeleri sıcaklığa bağlı olarak VII. İle XI. Aylar arasında gerçekleşmektedir.
    [​IMG]
    M. galloprovincialis
    u: 40mm, g: 20mm, y:10mm.​
    [​IMG]
    M. edulis
    u: 15mm, g: 7mm, y:3.5mm.​
    Lithopaga lithopaga
    Kalker kayalık sahillerde, kalker kayaçları oyarak bu oyuklar içinde dağılım gösterirler. Valvalarının dorsal ve ventral kenarları birbirine hemen-hemen eşittir. Kapalı kabuk, uç taraflarına doğru sıkıştırılmış şekilde, yanlardan basık bir silindir yapı oluşturur.Kabuk dış rengi koyu kiremit görünümündedir.
    [​IMG]
    L. lithopaga
    u: 40mm, g: 20mm, y:10mm.​
    ARCIDAE
    Arca noae
    bağlantı bölgesi kenarı uzunluğunca düz ve neredeyse boydan boya uzanır şekildedir. Valva kenarları dalgalı ve keskindir. Kabuğun dış yüzü ışınsal düzenli kanallar ile bezeli ve valvaya paralel açık-koyu kahverengi bantlar şeklide harelidir. Kabuğun iç yüzeyi ise düzensiz bir şekilde kahverenginin tonlarını içerecek şekilde hareli ve parlak yüzeylidir. Her türden sert zeminlerde dağılım gösterir. Ekonomik öneme sahip bir türdür, genellikle çiğ olarak tüketilir. Ege denizi ve Akdeniz’de dağılım gösterir.
    [​IMG]
    A. noae u: 64mm, g: 31mm, y: 30mm. Arca noae
    Barbatia barbata
    Kabuklar kapalıyken basık bir şekil oluştururlar. Bağlantı bölgesi hemen hemen kenarın ortasında yer alır. Orta bağlantı dişleri eğimlidir. Kabuk oldukça büyük, yumurta şekilli ve köşelimsidir. Perostracum bölgesinde uzun boynuzsu yapıda kıllar bulunur. Kabuk dış yüzeyi düz ve koyu kahverengidir. Kabuk iç yüzeyi ise hafif sedefli, düz ve mavimsi-kahverengidir. Çok sık olmamakla birlikte her tür set zeminde rastlanabilir. Ege denizi ve Akdeniz’de dağılım gösterir.
    [​IMG]
    B. barbata u: 70mm, g: 35mm, y: 25mm.​

    Glycimeris glycimeris
    Kabuk kısmı büyük ve yaklaşık yuvarlak şekillidir. Az konsantrik şekil gösterir. Kabuk üzerinde ince bir şekilde radyal ışınlar bulunur. Periostracum koyu kahve renkli ve pürüzsüzdür. Kabuğun iç tarafı beyaz ve bir adet kahverengi leke ile bezelidir. Kabuk kalın, stabil ve çok sağlamdır. Kumluk ve çamur zeminlerde zemine gömülü olarak yaşamını sürdürür. Sularımızda bulunan en kalın kabuklu ve büyük bivalvlarden biridir.
    Glycimeris glycimeris
    Yurt dışında yaygın olarak tüketilen ve yüksek ticari önemi olan bir türdür. Bu nedenle özellikle İtalya’da üretimi yapılmaktadır. Sularımızda, Ege ve Akdeniz’de yaygın olarak bulunan bir formdur. Araştırmalar sırasında az ve ufak formlar olarak Marmara denizinin batı kısımlarında da rastlanmıştır, ancak en yüksek yoğunluklara Saros körfezi, İzmir havalisi ve Doğu Akdeniz’de rastlanılmaktadır.
    [​IMG]
    G. glycimeris u: 90mm, g: 100mm, y: 35mm.

    PTERIDAE
    [​IMG][​IMG]
    Pinna nobilis & Pinna pectinata
    Pinna nobilis
    Yaklaşık 80cm. Ye varan kabuk uzunluğu ile sularımızdaki en büyük bivalvdir. Kürek şeklinde bir forma sahiptir.Kabuğun arka kenarı eğimli, yay şeklindedir. Kabuklar üzerinde; 20 adet radyal kanal ve pul şeklinde çıkıntılar vardır. Bu çıkıntılar özellikle genç formlarda çok belirgindir. Açık kahverengi, iç tarafı kızılımsı ve genelde sedefimsidir.1-1.5m. derinliklerden başlamak üzere, semine sivri taraflarından gömülü olarak yaşamlarını sürdürürler. Ege ve Akdeniz’de yaygın olarak bulunurlar. Nadir olamamakla birlikte, bölgesel olarak Marmara denizinde de dağılım gösterirler.Ticari öneme sahip bir formdur. Bissus iplikleri de, hediyelik eşya olarak değerlendirilir.
    Pinna pectinata
    Kabuk boyu 25cm. Kadardır. Kabuk ince ve kırılgandır.4-10 adet radyal kanal kiremit şeklinde üst üste binmiştir. Kabuk kahverengi, bağlantı noktası siyah bir leke ile bezelidir. Sediment ağırlıklı zeminlerde 600m. derinliklere kadar rastlanabilir. Dağılımı P. Nobilis gibidir. Bölgesel olarak yoğunluklar gösterir.
    P. nobilis
    u: 80cm, g: 25cm, y: 10cm.
    P. pectinata
    u: 25cm, g: 12cm, y: 7cm.

    Pteria hirundo
    Kabuk büyük, eğri ve arka tarafında uzamış şekillidir. Kabukların kapanma kenarı gaga şeklinde uzamış ve boru şeklindedir. Yoğun bir şekilde spiral çizgili ve yaprak şeklinde binmiştir.
    Periostracum kenarlarında kıllar bulunur. Kırmızımsı-gri, iç tarafı mavi-beyaz sedeflidir. Ege ve Akdeniz’de ve kısmen de Marmara denizinde, sert zeminlerde ve epifit olarak gorgonia’lar üzerinde bulunur. Yaygın bir form değildir.
    [​IMG]
    P. hirundo u: 80mm, g: 50mm, y: 30mm.​

    PECTINIDAE
    Aequipecten opercularis
    kabuk üzerinde çok sayıda pulcuklarla bezeli 18-25 adet radyal kanal ve bunları kesen büyüme eğrileri bulunur. Sağ kabuk nispeten daha şişkin vaziyettedir. Spiral çizgiler, radyal kanallar ile bir ağ formu oluştururlar.
    Kabuk üzeri koyu kırmızımsı-kahverengi zemin üzerinde düzensiz leke ve çizgiler içerir.
    Sediment zeminlerde dağınık olarak dağılım gösterir.
    [​IMG]
    A. opercularis u: 60mm, g: 50mm, y: 20mm. Aequipecten opercularis​


    Pecten jacobaeus
    büyük ve asimetrik kabuklara sahip bir formdur. Sağ kabuk derin bir şekilde çukur formludur. Sol kabuk ise düze yakın bir formdadır. Kabuklar üzerinde derin ve geniş radyal kanallar bulunur. Keskin kenarlı radyal kanalların adedi 14-16 arasıdır. Kabukların “kulak” çıkıntıları eşit büyüklüktedir. Sağ kabuk beyaz-çok açık pembe renkli, sol kabuk ise koyu kahve renklidir.
    yaygın olarak ikincil sert zeminlerde bulunur. Çiğ olarak tüketilen ve aranılan bir formdur.
    [​IMG]
    P. jacobaeus u: 150mm, g: 160mm, y: 40mm.​


    OSTREOIDAE
    Ostrea edulis
    Kabuk büyük, kalın ve düzensiz kiremit şeklinde dizili lamelli bir yapı gösterir. Oval olan kabuk şekli ortam ve büyüme pozisyonuna dayalı olarak çok çeşitli varyasyonlar gösterir. Üst kabuk, alt kabuğa nazaran daha konkav bir şekildedir. Kabuk üzeri, mor tonlarla bezeli, yeşilimsi-kahverengidir ve umbo bölgesine doğru kademeli olarak açık renge döner. Kabukların iç yüzeyleri yer yer sedefli, süt beyazı renktedir.
    Belirli bölgelerde büyük banklar oluşturarak dağılım gösterirler. Çiğ olarak tüketilen, aranılan bir üründür. Tüketimi yoğun olduğundan istihsalin yanı sıra üretimi de yapılan bir üründür.
    [​IMG]
    O. edulis u: 70mm, g: 45mm, y: 35mm. Ostrea edulis​
     
  7. DuncaN

    DuncaN

    Mesajlar:
    211
    Ynt: Türkiye Sularında Bulunan Bazı Yumuşakça (MOLLUSCA)Türleri

    CARDITIDAE
    Isocardia humana
    Kabuk büyük, umbo oldukça kıvrık, küre-kalp şekilli bir kabuk formuna sahiptir. Eklem öne ve iç tarafa doğru yuvarlanarak eğilmiş şekildedir. Kabukların dış yüzeyleri düz, büyüme çizgileri belirgindir. Kabuk kalın, sağlam ve çok sert bir yapıdadır. Kabuk üzeri açık kahve renkli, üzerinde koyu renkli alazlar bulunur. Periostracum kahverengi, iç tarafı ise beyaz renklidir. Orta derinlikte, kum ve çamur zeminlerde dağılım gösterir. Marmara denizinde nadir, Ege ve Akdeniz’de bölgesel olarak yoğun bir şekilde bulunur.
    [​IMG]
    I. humana u: 80mm, g: 95mm, y: 80mm.

    CARDIOIDAE
    Cardium edule
    Orta büyüklükte bir kabuğa sahiptir. Radyal belirgin kanallar, büyüme çizgileri ile kesiştikleri yerlerde üst üste binmiş şekilde tüberküller oluşturur. Ortama bağlı olarak farklı varyasyonlar gösterebilir. Alt türlerine bağlı olarak kabuk üzerinde 19-28 (20-23 düzensiz veya 24-27 eşit olmayan) kanallar bulunur. Umbo belirgin şekilde içe kıvrıktır. Sağ kabukta 2 adet ana bağlantı dişi, 2 adet de yan bağlantı dişi bulunur. Kabuk beyazımsı-kahve-sarı renklidir.
    Tüm denizlerimizde çamur içine gömülü olarak yaşamlarını sürdürürler. Ticari olarak ciddi önemi olan bir formdur.
    [​IMG]
    C. edule u: 40mm, g: 40mm, y: 25mm.

    Rudicardium tuberculatum
    radyal kanalları oldukça derin ve büyüme çizgileri ile birleştiği noktalarda papiller bulunur. Kabuk üzerinde büyüme çizgilerinin araları sık bir şekilde konsantrik koyu renkli çizgiler ile bezelidir. 22-24 adet kanal kabuğun arka tarafına doğru sığlaşarak devam eder. Kabuğun dış rengi kirli beyaz ve kahverengi-siyah konsantrik hatlar ile bezelidir. Kumluk ve kumluk-çamurlu zeminlerde dağılım gösterir. Tüm denizlerimizde bulunan bir formdur. Ticari öneme sahiptir.
    [​IMG]
    R. tuberculatum u: 60mm, g: 60mm, y: 40mm.


    VENERIDAE
    Son yıllarda, denizlerimizde iç tüketimde kullanılmayan bazı su ürünü türleri, dış pazarlarda iyi alıcı bulduğundan, bol bol üretilmeye ve işlenmiş veya doğrudan doğruya canlı olarak dışarı satılmaya başlanmıştır. Chamelea gallina da, balıkçılığımızda cik-cik veya kum midyesi diye tanımlanan, bir çift kabuklu (bivalv) yumuşakça türüdür. Kabuk beyazımsı kahverengi veya grimsi renktedir. Kabuk üzerinde beyazdan menekşeye kadar değişen ışınsal bantlar bulunur. Kabuğun iç yüzeyi beyaz veya sarımtırak ve menekşe rengi lekelidir. Kabuk boyu bölgeden bölgeye değişiklik göstermekle birlikte, ortalama 3.0cm. kadar olabilir.
    Kum midyelerinde bir fert 500.000 kadar yumurta bırakabilir. Yumurtlama her yıl aynı yoğunlukta olmamakta, ortam şartları ile ilgili olarak, bazı yıllar “iyi” bazı yıllar ise “kötü” üreme yılları olmaktadır. Kum midyesinin Akdeniz havzasındaki üreme dönemi Nisan başı- Haziran sonu arasındadır. Üreme, su sıcaklığına yakınan bağlı olduğundan, soğuk geçen dönemlerde Temmuz sonuna kadar sarkabilmektedir.
    Batı Karadeniz’de bu dönem Mayıs başı-Temmuz sonu arasındadır. Doğu Karadeniz bölgesinde su sıcaklığının normalde daha erken yükselmesi nedeni ile, yumurtlama Akdeniz ile hemen hemen aynı döneme rastlar, yani Nisan başı-Haziran sonu arasındadır.
    Ancak bu genel tablo, su sıcaklığı ile yakından ilgili olarak değişebilmekte ve yumurtlama Temmuz başına kadar uzanabilmektedir.

    [​IMG]
    [​IMG]
    Venus verrucosa & Venus ovata


    Venus verrucosa
    bağlantı elemanları ön tarafa doğru yönelmiş bir formdur. Kabuk üzerinde spiral lameller ve radyal bindirmeler bulunur. Kabuk kenarı iç yüzü diş şeklinde tırtıklıdır. Kabuk uzunlamasına oval bir formdadır. Kabuk dış yüzeyi kirli beyaz, kum kahverengisi renktedir. Kumluk zeminlerde, kum içine gömülü olarak yaşamını sürdürürler. Tüm denizlerimizde bulunurlar.
    Venus ovata
    Kabuk diş yüzeyi 50 adet belirgin radyal kanal ile bezelidir. Kenara yakın bölgelerde spiral lamel oluşumu belirgin bir şekilde ve bindirme şeklinde gözlenebilir. Kabuk dış yüzeyi Kirli sarı ve açık renklidir. Kabuk iç yüzeyi süt beyazı, kimi zaman da açık pembe renklidir. Kumluk zeminlerde, kum içine gömülü olarak yaşamını sürdürürler. Tüm denizlerimizde bulunurlar.
    V. verrucosa
    u: 40mm, g: 50mm, y: 20mm.
    V. ovata
    u: 12mm, g: 20mm, y: 10mm.

    [​IMG]
    [​IMG]
    Chamelea gallina Venerupis decussata

    Chamelea gallina
    Kabuk yüzeyinde çok sayıda (80 ve üzeri) birbirine yakın ve sık spiral çizgiler bulunur. Kenar kısmı ince ve keskindir. Kabuk orta büyüklükte ve şişkincedir. Kabuğun dış yüzeyi beyaz ve kahverengi radyal çizgiler ile bezelidir. Kumluk zeminlerde, kum içine gömülü olarak yaşamını sürdürürler. Tüm denizlerimizde bulunurlar.
    Venerupis decussata
    Arka tarafından basık ve orta incelikte bir kabuk yapısına sahiptir. Kabuk dış yüzeyinde çok sık konsantrik ve radyal çizgilenmeler bulunur, çizgilenmeler bakıldığında bir ağ izlenimi verirler. Kabuk dış yüzeyi beyaz, sarımsı ve daha koyu radyal bantlar ve/veya lekeler ile bezelidir. Ligamentin alt tarafı mor renkli ve kabuğun iç yüzeyi beyazımsıdır. Diğer türler gibi kum zeminlerde, zemine gömülü olarak yaşamını sürdürürler. Tüm denizlerimizde bulunurlar.
    C. gallina
    u: 35mm, g: 40mm, y: 20mm.
    V. decussata
    u: 55mm, g: 70mm, y: 20mm.
     
  8. DuncaN

    DuncaN

    Mesajlar:
    211
    Ynt: Türkiye Sularında Bulunan Bazı Yumuşakça (MOLLUSCA)Türleri

    SOLENOIDEA

    [​IMG]
    Solen marginatus Ensis ensis Ensis minor

    Solen marginatus
    Düze yakın dört köşe görünümde bir kabuk şekline sahiptir. Bağlantı kısmı önde ve kallus kısmının kalınlaşması ile oluşmuştur. Menteşe vazifesini her iki kabukta birer adet olarak bulunan zayıf dişler sağlar. Büyüme çizgileri ön kenardan arka kenara kadar, paralel olarak devam eder. Bu oluşum ön kenardan arkaya kadar kabuk üzerinde iki adet dik açılı üçgen yüzey oluşturacak şekilde devam eder ve bu oluşum belirgindir. Kabuk dış yüzeyi, beyazdan sarıya kadar olan tonlardadır. Kumluk ve çamur zeminlerde, kum/çamur içine gömülü olarak yaşamını sürdürürler. Tüm denizlerimizde bulunur.
    Ensis ensis
    Eğik yapıda bir kabuk şekline sahiptir. Üst ve alt kenarlar birbirine paraleldir. Menteşe vazifesini sağ kabukta 2, sol kabukta 2-3 adet diş sağlar. Kabuk dışı kızıl kahve bir renge sahiptir. Kumluk ve çamur zeminlerde, kum/çamur içine gömülü olarak yaşamını sürdürürler. Tüm denizlerimizde bulunur.
    Ensis minor
    Üst kabuk kenarı düz, alt kabuk kenarı eğimli bir yapıya sahiptir. Ün kenar eğik/düşey bir şekle sahiptir. Kabuk dış yüzeyi gri, sarımsı-kahve renklidir. Üst ve ön kenarlarında mor harelenmeler bulunur. Kumluk ve çamur zeminlerde, kum/çamur içine gömülü olarak yaşamını sürdürürler. Tüm denizlerimizde bulunur.
    S. marginatus
    u: 10mm, g: 120mm, y: 20mm.
    E. ensis
    u: 15mm, g: 130mm, y: 25mm.
    E. minor
    u: 10mm, g: 150mm, y: 20mm.


    PHOLADIDAE
    Pholas dactylus
    Uzamış, önde öne doğru uzanmış bir kabuk yapısına sahiptir. Spiral çizgiler ve radyal kanallar düzenli bir ağ görünümündedirler. Üst tarafında belirgin iki adet lamel, destekleyici 5 adet lamel ile birlikte enine/eğik basamak görünümündedir. Büyük, sağlam ve oldukça geniş açılabilen bir kabuk sistemine sahiptir. Ağın belirgin olmayan arka bölgesinde, ufak ve düzenli dağılmış dikenimsi yapılar mevcuttur. Kabuk rengi beyaz-beyazımsıdır. Ahşap ve yumuşak taşlar içersinde dikey yönde kanallar oluşturarak, bu kanallar içinde yaşamlarını sürdürürler. Yurdumuzda olmasa bile, besin olarak yararlanılan bir türdür. Marmara Ege ve Akdeniz’de dağılım gösterirler.
    [​IMG]
    P. dactylus u: 100mm, g: 250mm, y: 35mm.


    TEREDINIDAE

    [​IMG]
    Nototeredo utricula
    [​IMG]
    Teredo pedicellata
    [​IMG]
    Teredo navalis
    [​IMG]
    Bankia carinata
    Nototeredo utricula
    Çok eklemli tüysü bir palete sahiptir. Palet boyu 10-12mm. civarındadır. Alış sifonu 8 adet 3 parçalı papilden oluşur, veriş sifonu papilsizdir. Ahşap materyal ve plastik-benzeri kablo materyalleri içinde kanal açarak yaşamlarını sürdürürler. Tüm denizlerimizde bulunur.
    Teredo pedicellata
    Palet boyu 6-11mm. civarındadır. Şişe şeklinde bir forma sahiptir. Üst ucunda sert-kitinsi bir periostracum kapağı bulunur. N. Utricula ile eş özelliklere sahiptir.
    Teredo navalis
    Kabuk kısmı uzunluğu kadar veya daha kısadır. Paletler basit yapraksı, en fazla dıştan iki parçalıdır. Palet boyu 10-35mm. civarındadır. Alış sifonu 6 adet papilden oluşur, veriş sifonu papilsizdir. N. Utricula ile eş özelliklere sahiptir.
    Bankia carinata
    Palet boyu 10-12mm. civarındadır. Alış sifonu 12 adet eş olmayan-asimetrik papilden oluşur. Karadeniz hariç tüm denizlerimizde bulunur. Özellikle ahşap yapılar içersine kanallar açarak, buralarda yaşamlarını sürdürürler.
    N. utricula u: 120mm, g: 4mm, y: 4mm.
    T. pedicellata u: 150mm, g: 6mm, y: 7mm.
    T. navalis u: 200mm, g: 8mm, y: 8mm.
    B. carinata u: 100mm, g: 7mm, y: 7mm.

    CEPHALOPODA (KAFADANBACAKLILAR)
    Marmara denizinin batı kesiminden İskenderun körfezine kadar olan sularda yaşayan ve bilimsel sınıflandırmada Sefalopod, yani Kafadanbacaklılar olarak tanımlanan su ürünleri, Türkiye’miz sularında zannedildiğinden çok daha fazla tür zenginliğine sahiptirler.
    Sefalopodlar Yumuşakçalar (mollusca) sınıfının önemli gruplarından birisini oluşturur. Bu grupta bulunan canlıların tümü salt denizel organizmalardır. Özellikle tuzluluğun belirli bir düzeyde olduğu denizlerde yaşarlar. Bu nedenle tuzluluğu düşük (o/oo 16-18) olduğu Karadeniz’de yaşayamazlar. Buna karşın tuzluluğun binde 30'un üzerinde olduğu Türkiye suları Ege ve Akdeniz’de, bol miktarda bulunurlar. Sefalopodlar tuzluluğa olduğu kadar su sıcaklığına da bağımlılık gösterirler. Bu nedenle yaşadıkları ortamda ani sıcaklık düşüşleri kütlesel göçlerine neden olur.
    Sefalopodlar SEKİZKOLLU (octo-) ve ONKOLLU (decapoda) olmak üzere iki grupta toplanırlar. Özellikle sekiz kollularda insan göz yapısına yakın, çok gelişmiş gözler bulunur. Bunun yanı sıra ahtapotlar, omurgasız canlılar arasında en gelişmiş, en iri ve çok iyi çalışan bir beyine sahiptirler. Bu nedenle de öğrenme yetenekleri iyice gelişmiştir.
    Günümüzde pek çok deniz araştırmaları laboratuarında ahtapotların ruhsal davranışları, öğrenme yetenekleri üzerinde kapsamlı araştırmalar yapılmaktadır. Bu araştırmaları sürdüren bilim adamlarının oybirliği ile vardıkları sonuç, ahtapotların deniz ortamındaki en akıllı yaratıklar olduğudur. Bunu avlanan bir ahtapotun gözlerindeki anlamdan da çıkartmak olasıdır. Şayet zıpkınlanmış bir ahtapotun koyu yeşil parıltılı gözlerine bakacak olursanız, oradaki derin acı ve matemle birlikte nefret dolu protestoyu belirten ifadeyi uzun süre unutamazsınız.
    Sefalopodların darda kalınca insana dahi saldırmaları, yumuşacık fakat son derece güçlü gövdeleri ile öteberimize sürtünmeleri ve özellikle de güçlü vantuzları ve bir kırbaçı andıran kolları ile sarılı vermeleri, insanı haklı olarak ürkütmekte, bunun sonucu olarak da pek çok efsanenin tarih öncesi dönemlerden günümüze dek taşınmasına neden olmaktadır.
    New Fundland adaları dolaylarında 17m ye kadar varan ve vantuzları, 5-6cm çapa ulaşan ahtapotların bulunması da insanların bu yaratıklardan, meze tabağına girene kadar, korkmalarına neden olmaktadır.
    Bütün sefalopod türlerinin bir özelliği de anüse yakın bölgelerinde bir mürekkep kesesine sahip olmalarıdır. Bu yaratıklar tehlike karşısında düşmandan korunmak amacı ile bu mürekkebi püskürterek oluşan kara bulut arkasında uzaklaşır.
    Bu arada bilimcilik taslayıp Sefalopodların, tüm iç organlarını saran bir "Manto" ve bunun içinde yer alan iki adet solungacın bulunduğunu, bu mantonun ritmik hareketler ile sıkışıp genişleyerek, solunum için gerekli oksijeni içeren suyu, tıpkı bir huniyi andıran sifonu aracılığı ile solungaçlara ilettiğini, Mantoya dolan bu suyun bir jet gibi dışarıya püskürtülmesi ile, organizmanın su içersinde gerisin geri yüzdüğünü anlatacak değilim. Bunları herhangi bir biyoloji kitabından okumak olasıdır.


    AHTAPOT'LAR (OCTOPODA)
    Adlarından da anlaşılacağı gibi, bu gruptaki türler baş çevresinde sıralanmış sekiz (octo) ayağa veya kola sahiptirler. Bu kolların iç yüzeyinde, hayvanın avına veya sert cisimlere yapışmasını sağlayan güçlü vantuzlar bulunur. Octopodlarda yüzgeç yoktur, bazı türlerde, kolların dip tarafında ince membran halinde deri bağlantıları bulunur.
    Türkiye sularında ve Akdeniz’de bu gruba (ordo) ait altı tür bulunmaktadır.
    Bunlar:
    Argonauta argo Linnaeus, 1758
    Octopus vulgaris Cuvier, 1797
    Octopus macropus Risso, 1826
    Octopus salutii Vérany, 1836
     
  9. DuncaN

    DuncaN

    Mesajlar:
    211
    Ynt: Türkiye Sularında Bulunan Bazı Yumuşakça (MOLLUSCA)Türleri

    ARGONAUTA ARGO- ARGONOT
    Sefalopoda ordosunda yer alan ve sularımızda rastlanan türlerden yalnızca Argonot'un dişi fertlerinde diğer yumuşakça türlerininkine benzeyen bir dış kavkı bulunur. Erkek fertlerde ise, bu oluşum yoktur. Bunun nedeni bu kabuğun hayvanın korunmasından ziyade yumurtaların saklanmasına yaramasıdır.
    Argonot'a Saroz Körfezi, Gökçeada'dan Fethiye'ye kadar olan sularda rastladık. Bu türün Doğu Akdeniz sularında da bulunması kuvvetle olasıdır.
    Argonot'un ergin dişileri 20cm kadar, buna karşın ergin erkekleri 1cm kadar olabilir. Yalnızca dişi fertlerde bulunan kabuk, kağıt gibi ince, çok zarif kıvrımlara sahip, beyaz renkte ve çok kırılgandır. Argonot'un kabuğu aslında bir yumurta kutusu görevi yapar. Bu kabuk, salyangozlarda olduğu gibi, mantonun bir oluşumu değildir ve dişinin farklılaşmış bir çift kolu tarafından oluşturulmuştur. Argonot'un vücut rengi, hayvanın o andaki "haleti ruhiyesine" bağlı olarak ani değişiklikler, noktalı veya benekli desenler gösterir.

    [​IMG]
    Argonauta argo

    Argonauta argo Argonot zemin üzerinde sürünerek hareket ettiği gibi, su içersinde de serbest yüzebilmektedir. Zarif, ancak kırılgan kabuğundan, süs eşyası yapılması dışında ekonomik değeri yoktur.
    OCTOPUS VULGARIS- ADİ AHTAPOT
    Vücut bir torba şeklindeki mantosu ile oval biçimdedir. Dışta bir kabuk olmadığı gibi, bir iç iskeleti de yoktur. Gövdeden belirgin şekilde ayrılan kafa bölümünde çepeçevre sıralanmış sekiz adet koldan yan tarafa gelenler, karın ve sırt tarafta yer alanlardan daha uzundurlar. Kolların uzunluğu gövdeye oranla 4-5 kere daha fazladır. Üreme mevsiminde erkek fertlerin sağ taraftaki üçüncü kolu, üreme (kopulasyon) organı olarak farklılaşır. Erkek fert üreme organına dönüşen bu kolu ile dişinin manto boşluğuna bir paket halinde spermlerini bırakır. Üreme yumurta ile olur. Dişinin manto boşluğunda gelişen yumurtalar jelatinimsi bir ipliğe bağlı olarak yosunlar, dal parçaları gibi cisimlere bağlanarak bırakılır. Yumurtlama bizim sularımızda Mart'tan Ekim'e kadar olan uzun sürede gerçekleşir.
    Uç tarafa doğru birer kamçı gibi incelen kolların alt yüzeyinde. iki sıra halinde sıralanmış vantuzlar yer alır ki, bu octopus genusunun karakteristik özelliğidir. Ahtapot'un vücut rengi derideki pigment hücreleri (kromotoforlar) nin durumuna göre sarımsı-griden, şarap kırmızısına kadar değişik renkler sergiler. Kromotoforlardaki bu değişiklikler, hayvanın korku, irkilme, savunma ve hücum iç güdüsüne, başka bir deyimle de o andaki haleti ruhiyesine bağlıdır.
    Türkiye sularında rastlanan adi ahtapotlar kolları ile birlikte en fazla 90-110 cm kadar olabilirler. Genellikle , 50-70 cm arasındadır.
    Ahtapotlar kaya oyukları, gemi batıkları, denize atılmış künk ve testi gibi oyuk maddeler içersinde yaşarlar. Bu oyukların önüne yığdıkları salyangoz kabukları,çakıl ve yosunlar ile kendilerine adeta bir kale oluştururlar. Ahtapotun vücudu yassılaşıp uzayabildiğinden, incecik taş yarıklarından dahi kolayca geçebilir. Genellikle sığ sularda bulunur , yengeç ve salyangozlarla, nadiren de balıklarla beslenirler.
    Adi ahtapot başta Akdeniz ülkeleri olmak üzere pek çok ülkede sevilerek yenen ticari değeri yüksek bir deniz ürünüdür. Genellikle kıyıdan zıpkın, özel yapılmış sepetler ve dip trolü ile avlanırlar. Çok lezzetli olmakla birlikte eti çok sert olduğundan pişirilmeden önce iyice dövülmesi, sirke veya şarapta bırakılarak etin yumuşatılması gereklidir.
    [​IMG]
    Kendisini korumaya almış bir Adi Ahtapot Octopus vulgaris

    OCTOPUS MACROPUS- UZUN KOLLU AHTAPOT
    Vücut şekli ve diğer özellikleri açısından adi ahtapotu andırır. Bu türde kollar gövde uzunluğuna oranla 6-7 kere daha fazladır. Kolların dip tarafında adi ahtapottakinin aksine, membrandan yapılmış bağlantılar bulunmaz. Renk hayvanın o andaki durumuna göre sarımsı turuncudan tuğla kırmızısına kadar ani değişimler gösterir. Türkiye sularında kuzey Ege’den İskenderun körfezine kadar uzanan kıyı bölgesinde, sığ kaya oyukları ve sazlıklar arasında yaşar. Boyu kollar da dahil, en fazla 100-120cm, genelde 50-70cm kadardır.
    [​IMG]
    Octopus macropus.
    Ticari değeri yüksek olan bu tür de, aynen adi ahtapot gibi dövülerek ve sirkede yumuşatılarak pişirmeye hazırlanır.

    OCTOPUS SALUTII- ÖRÜMCEK AHTAPOT.
    O. vulgaris'e çok benzeyen bu türün farkı, kollar arasında gerilmiş olan geniş, şemsiye şeklindeki membrandır.
    Akdeniz’in çeşitli bölgelerinde ve kaynaklara göre Ege’de sıklıkla yaşayan bu türe Türkiye sularında rastlanmamıştır
    [​IMG]
    Octopus salutii ve kollar arasındaki membran
     
  10. DuncaN

    DuncaN

    Mesajlar:
    211
    Ynt: Türkiye Sularında Bulunan Bazı Yumuşakça (MOLLUSCA)Türleri

    ELEDONE TÜRLERİ
    Gecenin neftisi, Ege akşamlarının koyu laciverdi ile birleşince, sahildeki restoranda en has ordövr bir ahtapot salatası olacaktır. İlk lokmayı ağzımıza Götürdüğümüzde, her zamankinden farklı, alışık olmadığımız, fakat hoş bir tatla karşılaşmışsanız, bunu külahı yana kaymış aşçıbaşının kerametine kolayca bağlayabilirsiniz. Yanınızdakilere "işte burayı bunun için sık sık geliyorum" diye hava da atabilirsiniz.
    Bu hoş kokulu tat, büyük bir olasılıkla size sunulan ahtapotun türünden gelmektedir. Türkiye sularında yaşayan sekiz kollulardan Eledone türlerinin, size sunulma olasılığı, çok daha bol olmaları ve avcılıklarının daha kolay olması nedeni ile, adi ahtapotunkinden oldukça yüksektir.
    İlk bakışta Octopus'lardan ayırt edilmesi güç bir genusa ait olan Eledone (Ozaena) türleri, Batı Marmara’dan İskenderun’a kadar ve octopus türlerine oranla daha bol miktarda bulunurlar.
    Bu genusda Türkiye sularında bulunan iki tür yer almaktadır. Bunlar:
    Eledone moschata (Lamarck, 1798)
    Eledone cirrhosa (Lamarck, 1798)
    türleridir.
    Bu türleri octopuslardan ayıran en önemli ve belirgin özellik kollardaki vantuzların tek sıralı oluşudur. Bu özellik pişirilmiş olsalar dahi kolaylıkla ayırt edilebilir.
    Tüm sefalopodlarda olduğu gibi Eledone türlerinde de gövdeden kolayca ayırt edilebilen ve çevresinde sekiz adet kolun sıralandığı bir kafa bölümü ve burada octopuslardakine oranla daha küçük gözler yer alır.
    ELEDONE MOSCHATA-MİSK AHTAPOTU.
    Misk ahtapotu (moschata) adını, kendine özgü kokusundan alır. Bu misk kokusu pişirildiğinde dahi algılanabilir. Misk ahtapotu Akdeniz’e has bir türdür Karadeniz ve Atlantik okyanusunda bulunmaz.
    Bu türde kolların uzunluğu gövdesinin 3-5 katı kadardır. Misk ahtapotunun boyu kollar dahil 50-60cm kadar olabilirse de, genellikle 25-35cm kadardır.
    Kolların kaidelerinde iyi gelişmiş bir zar (membran), ağız etrafında adeta bir şemsiye gibi yer alır. Ocak Haziran arasında oluşan üreme mevsiminde kollardan sağdan üçüncüsü, kopulasyon organına dönüşür, bu kolda yer alan vantuzlar son derece küçülürler.
    [​IMG]
    Eledone moscata
    Erkek misk ahtapotu bu kolu ile dişinin manto boşluğuna bir sperma paketi (kapsül) yerleştirir. Bazı durumlarda bu kolun bir parçası koparak dişinin manto boşluğunda kalabilir. Dişi misk ahtapotu 12-16 mm uzunlukta 100-500 yumurta bırakır. Ancak bu yumurtaları doğadan elde etmek mümkün olmamış, yumurtlama ile ilgili gözlemler, akvaryumdan elde edilebilmiştir.
    Diğer kafadanbacaklılarda olduğu gibi, renk hücrelerinin ani değişimi ile renkten renge girebilir, pembemsiden kahve rengine kadar düz veya lekeli durumlar alabilir. Genellikle açık renkli fon üzerinde siyahımsı benekler de oluşabilir.
    Misk ahtapotu octopuslara karşın sığ sularda bulunmaz, 15-90 m derinliğe kadar olan çamur ve kum zemin üzerinde ve yosunluklarda yaşar. Bu nedenle dip trolü ile oldukça bol avlanır.
    E. moshata'nın yaşam süresi 15-24 ay kadardır. Bu ise balıkçılık ekonomisi kurallarına göre, yumurtlama mevsimi sonundan (Temmuz), başlangıcına (Aralık) kadar sürede, yumurtlama şansını kullanmış 25cm'nin üzerindekilerin mümkün olduğu kadar avlanmasını, böylece doğal ölüme (natural mortality) fırsat vermemeyi gerektirir.

    ELEDONE CIRROSA-KANCALI AHTAPOT.
    Morfolojisi, ekolojisi ve biyolojisi bakımlarından Eledone moschata'ya çok benzer. Karakteristik farkı, kolların arasında yer alan ince membran zarın çok daha dar oluşu ve bu membranın kollar boyunca her iki kenarda dipten uca doğru bir yaka şeklinde uzanmasıdır. E.cirrosa da misk kokusu bulunmaz. Üreme mevsiminde tipik bir kopulasyon organı şekline dönüşen sağ üçüncü koldaki vantuzlar, dikenli kancalar (cirrae) şekline dönüşürler.
    Dişi kancalı ahtapot 800-1500 adet 7.5mm uzunlukta yumurta bırakırlar (Akvaryum gözlemlerine göre). Yumurtlama mevsimi Mayıs- Ağustos arasındadır. Yumurtadan çıkan yavrular ilk aylarında, yaşamlarını bir süre planktonik ortamda sürdürürler. E. Cirrhosa'nın yaşam süresi 15-20 ay kadardır. E. moschata için balıkçılık ekonomisi açısından yazdıklarım bu tür için de geçerlidir.
    [​IMG]
    Kancalı ahtapot Eledone cirrosa

    Bu türe de Ege ve Akdeniz’de oldukça bol miktarda rastlanmaktadır. Akdeniz’de yasayan E. cirrhosa'ların dişileri ortalama 16 cm (800 gr), erkekleri ise 11cm (400gr) dolayındadırlar. Atlantik’te yaşayanlar daha iri olabilirler. Dişi fertler genellikle 30-80, erkekler ise 100m derinde kümeleşirler.
    Özellikle dip trolü ve uzatma ağlar ile avlanır. Eti lezzetli ve ekonomik değeri yüksektir, pişirmeden önce dövülerek yumuşatılmaları gerekir. Taze, soğutulmuş, dondurulmuş olarak piyasaya sunulur. Genç fertler yaşlılara oranla daha yumuşak ve lezzetli, bu nedenle de daha değerlidirler.

    SÜBYE TÜRLERİ.

    ONAYAKLI (Decapoda) Kafadanbacaklılar, 8 adet kısa ve gereğinde uzatılabilen, normal koşullarda özel kanallarına çekilen (kontraktil) iki adet kola sahiptirler. Bu uzun kolların uç bölümleri bir el şeklinde yassılaşmış ve vantuzlarla bezenmiştir. Kolların geri kalan sap şeklindeki bölümü yuvarlak kesitli ve tümü ile çıplaktır. Octopodların aksine, decapodlarda sırt tarafta kalsiyum karbonat veya kitinimisi (boynuzumsu) bir maddeden yapılmış ve şekli türden türe değişen bir iç iskelet bulunur.
    Decapodlar genellikle kıyıdan uzak açık sularda yaşarlar ve iyi yüzücüdürler, kıyılara nadiren yaklaşırlar. Genellikle sürü halinde bulunurlar.
    Türkiye sularında 5 adet decapod türü yaşamaktadır. Bunlar:
    Sepia officinalis (Linnaeus, 1758)
    Sepia orbignyana Férussac in D'Orbigny, 1826
    Sepia elegans Blainville, 1827
    Rossia macrosoma (Delle Chiaje, 1830)
    Sepiola rondeleti Leach, 1817


    SEPIA OFFICINALIS-SÜBYE
    Gövde oval biçimde, sırt tarafta yuvarlak, karın tarafta ise, düz veya içeri doğru hafifçe çöküktür. Gövde kısmı yan tarafta ince bir yüzgeç ile çepeçevre çevrilmiştir. Ağız 8 adet kısa ve kontraktil olmayan kol ve her iki yanda yer alan 2 adet, icabında tüm gövde boyundan daha fazla uzayabilen (kontraktil) kol ile çevrilmiştir. Bu kollar avı yakalamaya yarar. Kısa olan kollar üçgen şeklinde olup, uca doğru sivrileşirler, bu kollar dipten uca kadar dört sıralı vantuzlar ile bezenmişlerdir. Buna karşın kontraktil kolların yalnızca, yassılaşmış ve adeta birer el görevi yapan uç bölümlerinde vantuz bulunur. Bunlardan 6 adedi diğerlerinden belirgin şekilde iridirler. Saldırı hali dışında kontraktil kollar manto içersindeki yuvalarına çekilirler. Bu kolların vantuzsuz uzun sapları yuvarlak ve çıplaktır.
    Sübyenin gövde rengi, bulunduğu ortamın rengine uyarak, kolayca kamuflaj olanağı sağlar. Normal durumda rengi sarımtırak bej veya pembemsidir; üzerinde enine uzanan koyu renkli dalgalı bantlar bulunur. Sırt tarafta derinin altında, ucunda bir diken bulunan iri bir iç kavkı yer alır. Bu kavkı kalsiyum karbonattan yapıldığından özellikle kafeste beslenen kuşlar için iyi bir kalsam kaynağı oluşturur. Bu kavkının üzerindeki konsantrik halkalardan sübyenin yaşını okumak olasıdır.
    Sübyelerin kısa olan kolları dahil, boyu 30-35 cm kadar olabilir. Sularımızda rastlanan sübyeler ortalama 20-25cm kadar gelmektedir. Sübyeler Karadeniz dışında tüm denizlerimizde bulunur. Ege ve Akdeniz’de sürüler halinde yaşarlar. Üreme genellikle kıyıya yakın bitki kuşağında gerçekleşir.
    Yumurtalar dişinin manto boşluğunda döllenirler ve kapsüller içinde dışarıya bırakılırlar. Sübyeler ergin hale ulaşıp yumurtladıktan sonra genellikle ölürler. Av yasakları açısından bu durum göz önüne alınmalıdır.
    Deniz üzümü diye nitelenen yumurtalar, siyahımsı kapsüller içinde gelişirler. Bu kapsüller genellikle çiçekli deniz çayır bitkilerine (Zostera, Posidonia) yapıştırılırlar. Yavrular sonbahara doğru yumurtadan çıkar ve derin sulara doğru göç ederler. Sübyeler balık ve yengeç avlayarak geçinirler. Sübyeler ilkbaharda ve yazın nispeten sığ sularda, kış süresince de kıta sahanlığının 40-100 m derin sularında bulunur ve avlanırlar. Avcılık trol ve özel sepetler ile yapılır.
    Sübyenin ekonomik değeri oldukça yüksektir; tavada kızartılmış, haşlanmış özellikle pilaki şeklinde yenmektedir. Genç fertler yaşlılara oranla çok daha değerlidirler. Sübyenin vücut şekli etinin şeritler halinde kesilebilmesine neden olur, bu nedenle sübyeyi, tanıyanlara, pişmiş halde dahi kalamar diye sunulması olanaksızdır.
    [​IMG]
    Sepia officinalis

    SEPIA ORBIGNYANA-DİKENLİ SÜBYE.
    S. oficinalis'e çok benzeyen ancak boyca daha küçük bu tür Türkiye sularında Ege ve doğu Karadeniz kıta sahanlığında oldukça bol bulunur. Manto uzunluğu 10-12cm kadardır. Kumlu zeminlerde, 50-450 m arasında, en fazla da 80-100m derinliklerde rastlanır.
    [​IMG]
    Sepia orbignyana

    Trol ve uzatma ağlar ile avlanmaktadır.
    S. orbignyana diğer sübyelerden, iç iskeletin alt ucunda yer alan ve dışarıdan da fark edilen sivri, sert diken uzantısı ile ayırt edilir.
    Üremesi, hemen hemen bütün yıl boyunca sürer ve yumurtalar uzun saydam keseler içersinde bırakılır. Yaşam süresi 12-18 ay dolayındadır.
    Ekonomik değeri diğer sepyalarınki gibidir.

    SEPIA ELEGANS-NARİN SÜBYE.
    İlk bakışta diğer sepia türlerine benzer. Vücut S. officinalis'e oranla daha ince yapılıdır. Boyu 12-15cm kadardır. Kısa kollardaki vantuzlar ikişerli zik-zak şeklinde sıralanmışlardır. Uzun kollar (eller) daki vantuzların uçları yassılaşmıştır. Vücut rengi, bulunduğu ortam ve hayvanın o andaki durumuna göre çok değişkendir.
    [​IMG]
    Narin sübye Sepia elegans

    S. elegans deniz dibi (Zostera, Posidonia) çayırlarında veya kumluk bölgelerde sürü halinde yaşarlar.
    Dip trolü ve sepetlerle avlanır.
    Eti çok lezzetli ve değerlidir. Diğer Sepia türleri gibi hazırlanarak yenir.

    ROSSIA MACROSOMA-TOMBUL SÜBYE.
    Türkiye sularında Ege ve Akdeniz’de rastlanan bu sübye, en fazla 2cm ortalama 1 - 1.5cm gelmektedir. Gövde kısa ve geniştir. Yüzgeçler iki yanda oval biçimde, kulak şeklindedir. Kafa gövdeden belirgin şekilde ayrıdır. Diğer decapodlarda olduğu gibi kısa kolların iç yüzünde ve kontraktil uzun kolların el bölümünde vantuzlar bulunur. İç iskelet bir mızrağı andırır. Yarı saydam kahverengimsi kitinden yapılmıştır. Tombul sübyenin vücut rengi kahverengimsi kırmızıdır. Rengin koyuluğu kromatoforların daralıp genişlemesi ile ayarlanır.
    Bu tür Ege ve Akdeniz’de 100-350 m derinlikteki zemin üzerinde yaşar. Küçük balıklar ve yengeçler ile beslenir. Eti çok lezzetli olmakla birlikte avlandıktan sonra muhafazası güçtür. Ekonomik değeri bazı Akdeniz ülkelerinde (İspanya, İtalya vb.) yüksektir. Avcılığı yalnızca dip trolü ile yapılır. Daha doğrusu balık avlama sırasında rastlantı ile torbaya girenler değerlendirilirler.
    [​IMG]
    Tombul sübye Rossia macrosoma

    SEPIOLA RONDELETI-CÜCE SÜBYE.
    R. macrosoma Tombul Sübye ye çok benzer. Ayırt edici özelliği, kafa bölümünün sırt tarafta yer alan geniş bir membran ile gövdeye bağlanmış oluşudur. Gövdenin iki yanında yer alan kulak şeklindeki yüzgeçlerin kaidesinde birer koyu renkli leke bulunur. İç iskelet kitinden yapılmış, ince bir kaşığı andırır. Gövde rengi şarap kırmızısıdır ve kromatoforların durumuna göre değişir. Boyu 6cm kadar olabilir. Normal boylar 4-5 cm arasındadır.
    Eti çok lezzetli olmakla birlikte çok nadir olarak avlandığından ekonomik değeri azdır. Kıta sahanlığı üzerindeki derin sularda bulunduğundan dip trolü ile avlanması zordur. Fanyalı ve uzatma ağlarına tesadüfen takılmış olarak yakalanır.
    Sübyeler eski çağlardan beri besin maddesi oldukları kadar çeşitli hastalıkların tedavisinde de ilaç olarak kullanılmışlardır. Bu nedenle "Adi sübye"ye officinalis (ilaç) adı verilmiştir.
    Cüce sübye Sepiola rondeleti
    [​IMG]
    Cüce sübye Sepiola rondeleti

    KALAMAR TÜRLERİ.
    Hiç şüphe yok ki kafadan bacaklılar arasında ekonomik ve gastronomik açılardan en önemlileri Kalamarlardır. Karadeniz hariç, Türkiye denizlerinde üç Kalamar türü bilinmektedir. Bu türler:
    Loligo vulgaris Lamarck, 1798
    Todarodes sagittatus (Lamarck, 1798)
    Illex coindetti Verany. 1837
    LOLIGO VULGARIS-ADİ KALAMAR.
    Adi Kalamar Türkiye denizlerinde en bol bulunan tür olarak önem taşır. 10 - 15 yıl öncesine kadar İstanbul Adalar dolaylarında ve Yalova önlerinde dahi rastlanabilen bu tür, halen Marmara’yı terk ederek Ege ve Akdeniz’in sularına göçtüler. Adi Kalamar pelajik bir tür olarak dibe bağımlı olmaksızın serbest su kütlesinde, hemen yüzeyden 80 m derinliğe kadar, kıta sahanlığı bölgesinde yaşar. Karides, balık ve kurtlarla beslenir. Geceleri, balıkçıların lüks ışığına gelerek orada toplanan organizmaları avlar. Boyu 45 -50 cm olabilirse de, genellikle 20 - 30 cm arasındadır.
    Kolların çevresinde yer aldığı baş bölümü, gövdeden kolaylıkla ayırt edilebilir. Burada yer alan iri gözler saydam bir kornea tabakası ile kaplıdırlar. Gövde uzundur ve uç tarafa doğru sivrilir. Sırt taraf karın tarafına oranla biraz yuvarlakçadır. Gövdenin üçte ikisi uzunluğundaki yüzgeçler orta kısımlarında geniş ve yuvarlak, uçlara doğru ince ve sivridirler. Baş çevresinde sıralanan on koldan kontraktil olmayan kısa sekizindeki vantuzlar iki sıralı, buna karşın kontraktil uzun kollar ise, el şeklinde genişlemiş uç bölümlerinde dörder sıralı vantuza sahiptirler. Ellerdeki bu vantuzlardan orta sırada yer alanlar, kenardakilere oranla daha iridirler. Sırt tarafta bulunan ve ince bir mekiği andıran uzun iç iskelet boynuzumsu bir maddeden yapılmıştır. Vücut rengi pembemsi veya kırmızımsı olabilir. Kromatoforların genişleyip daralması ile devamlı değişiklik gösterir.
    [​IMG]
    [​IMG]
    Adi Kalamarın üremesi yumurta iledir. Yumurtaların döllenmesi Manto boşluğunda gerçekleşir. Yumurtalar jelatinimsi, 10 - 12 cm uzunluğunda tüpler içersinde dışarıya bırakılır ve çeşitli cisimlere tutturulur. Yumurtlamanın özel bir mevsimi yoktur, bütün yıl boyunca gerçekleşir.
    Adi Kalamarın etinin çok lezzetli ve yumuşak olması, ekonomik değerinin yüksek olmasının başlıca nedenidir. Bunun yanı sıra, tüm Akdeniz ve Atlantiğin Avrupa karasularında bol miktarda avlanması da bunda etken olmaktadır. Avcılığı çevirme ağlar ve trol ile yapılmakta ayrıca özel hazırlanmış yalancı yemli olta ile de sportif anlamda avlanmaktadır.
    TODARODES SAGGITATUS-MIZRAKLI KALAMAR.
    Gövde mızrak şeklinde, kaslar çok iyi gelişmiş durumdadır. Türün diğerlerinden ayrılmasında rol oynayan yüzgeçler gövdenin ucunda her iki yanda üçgenler şeklinde olup, gövde uzunluğunun 1/3'üne kadar uzanırlar ve üçgen şeklinde son bulurlar. Kafanın çevresinde yer alan kollardan kısa 8 adedinin vantuzları ikişer sıralıdır.
    Mızraklı kalamar Todarodes sagittatus
    T. sagittatus'un, uçları el şeklinde yassılaşmış uzun kolları da kontraktil değildirler. Bunlarda yer alan vantuzlar el ayası şeklindeki geniş bölümde, kenarlarda iri ortada küçük çaplıdırlar. Buna karşın elin ucuna doğru, bir parmak gibi sivrilen bölümünde, dört sıra halindeki vantuzlar eşit çaptadırlar.
    İç iskelet tıpkı bir mürekkep kalemini andırır şekilde, boynuzumsu bir maddeden yapılmış, ince bir çubuk halindedir. Vücut rengi genellikle kırmızımsıdır. L. vulgaris'den farklı olarak, gözlerde kornea tabakası bulunmaz.
    T. saggitatus'lar Türkiye denizlerinde özellikle Ege’de oldukça boldur. Marmara denizinde Marmara Ereğli’si, Bandırma arasında çekilen hattın batısında zaman zaman bulunurlar. Boyları 100cm ye kadar ulaşabilirse de Türkiye sularındaki ortalama boyları 25 - 30cm arasında değişir.
    Genç fertler genellikle dip trolü, karides algarnası gibi sürütme ağları ile, gelişmiş fertler ise, uzatma ve çevirme ağları ile veya sportif amaç ile özel yapay yemli oltalar ile avlanır. Ekonomik değeri yüksek olan bu türün yaşlı fertlerinin eti oldukça serttir. Bu nedenle kızartılmadan veya haşlanmadan önce etin sirke ve ya şarap ile iyice yumuşatılması gerekir.
    ILLEX COINDETTI-KIRMIZI KALAMAR.
    Bu türün vücudun geri ucunda yer alan yüzgeci, sırt yüzeyine yapışık ve gövdenin bu bölümünü örter durumda ve kalp şeklindedir. Kontraktil olmayan uzun kollarda el ayasındaki vantuzlar 4er sıralı, olup ortada yer alanlar iridir. Elin parmak şeklinde incelen ucundakiler ise, sekizer sıralıdırlar.
    İç iskelet ince bir kalem gibi ve boynuzsu maddeden yapılmıştır. Rengi kırmızımsıdır, gözlerde kornea tabakası bulunmaz. Boyu 35-40cm kadar olabilirse de ortalama 30cm kadardır. Genç fertler dibe yakın sularda yaşlı fertler ise orta sularda yaşarlar. Geceleyin su yüzeyine yükselerek avlanırlar.
    [​IMG]
    Mızraklı kalamar Todarodes sagittatus

    T. sagittatus'un, uçları el şeklinde yassılaşmış uzun kolları da kontraktil değildirler. Bunlarda yer alan vantuzlar el ayası şeklindeki geniş bölümde, kenarlarda iri ortada küçük çaplıdırlar. Buna karşın elin ucuna doğru, bir parmak gibi sivrilen bölümünde, dört sıra halindeki vantuzlar eşit çaptadırlar.
    İç iskelet tıpkı bir mürekkep kalemini andırır şekilde, boynuzumsu bir maddeden yapılmış, ince bir çubuk halindedir. Vücut rengi genellikle kırmızımsıdır. L. vulgaris'den farklı olarak, gözlerde kornea tabakası bulunmaz.
    T. saggitatus'lar Türkiye denizlerinde özellikle Ege’de oldukça boldur. Marmara denizinde Marmara Ereğli’si, Bandırma arasında çekilen hattın batısında zaman zaman bulunurlar. Boyları 100cm ye kadar ulaşabilirse de Türkiye sularındaki ortalama boyları 25 - 30cm arasında değişir.
    Genç fertler genellikle dip trolü, karides algarnası gibi sürütme ağları ile, gelişmiş fertler ise, uzatma ve çevirme ağları ile veya sportif amaç ile özel yapay yemli oltalar ile avlanır. Ekonomik değeri yüksek olan bu türün yaşlı fertlerinin eti oldukça serttir. Bu nedenle kızartılmadan veya haşlanmadan önce etin sirke ve ya şarap ile iyice yumuşatılması gerekir.

    Not:Bu çalışmanın meydana getirilmesinde ağırlıkla rahmetli M. İlham Artüz’ün notlarından yararlanılmıştır.
    Kaynak:M. Levent ARTÜZ
    Derleme:Ufuk Tandoğan
    İzin almadan ihtiyacı olan alıp yayınlasın sitesinde 'gölge etmeyin başka ihsan istemem'
     
  11. Neverlander

    Neverlander

    Mesajlar:
    2.924
    İsim:
    Abdullah Üüzümcü
    Ynt: Türkiye Sularında Bulunan Bazı Yumuşakça (MOLLUSCA)Türleri

    Ufuk Bey,

    Ellerinize sağlık... Tamamen bakamadım ama şimdiden çok şey öğrendim...

    Sağolun...
     
  12. YIKIKTEMO

    YIKIKTEMO

    Mesajlar:
    30.767
    Yer:
    İstanbul
    İsim:
    Temel Sert
    Ynt: Türkiye Sularında Bulunan Bazı Yumuşakça (MOLLUSCA)Türleri

    Ellerine sağlık Ufuk, güzel ve çarpıcı bir başlık olmuş. Ülkemiz suları canlı yönünden oldukça zengin, fakat ben bu zenginliğin yeterince araştırılıp tanıtıldığını düşünmüyorum.

    Faydalı bir paylaşım olduğundan sabitlenmiştir.
    Saygılar...
     
  13. cimlikaya

    cimlikaya

    Mesajlar:
    2.242
    Yer:
    İST.
    İsim:
    Teoman Çimlikaya
    Ynt: Türkiye Sularında Bulunan Bazı Yumuşakça (MOLLUSCA)Türleri

    Selamlar
    Daha önce hiç bir sitede paylaşıllmayan bilgileri paylaştığınız için teşekkürler. :alkis:
     

Sayfayı Paylaş